Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Zamanla Azalan

Bazı şeyler vardır; hep orada oldukları için fark edilmezler. Göz alışır, zihin onları arka plana iter. Ancak eksildiklerinde bir boşluk hissi doğar. Ağaç, çoğu zaman gövdesiyle değil; gölgesinin seyrelmesiyle dikkat çeker. Serinlik azalır, ışık daha sert düşer. İnsan ilişkilerinde de benzer bir durum yaşanır. Asıl bağ, varlığın gürültüsünde değil; yokluğun yarattığı sessizlikte kendini belli eder. Bu sessizlik, insanı zaman üzerine düşünmeye zorlar. Çünkü eksilme duygusu, doğrudan zamana temas eder. İnsan, zamanı çoğu zaman bir yarış gibi algılar. Yetişilecek bir yer, kaçırılmaması gereken bir an vardır. Oysa doğada zaman, ilerlemekten çok olgunlaşmak gibidir. Hiçbir şey acele etmez; her şey kendi hızında gerçekleşir. Beklemek, eksiklik değil; sürecin kendisidir. İnsan ise beklediğinde geride kaldığını sanır. Bu yüzden bulunduğu ânı geçici görür, ona yerleşmez. Bulunulan âna yerleşememek, sessizlikle kurulan ilişkiyi de bozar. Sessizlik çoğu zaman boşluk gibi algılanır. Konuşulmadığında bir şeylerin gizlendiği düşünülür. Oysa bazı hâller vardır ki kelimeye döküldüğünde anlamını kaybeder. Doğadaki suskunluk bu yüzden ağırdır. Kendini açıklamaz, savunmaz, gerekçelendirmez. İnsan ise çoğu zaman varlığını kanıtlamak ister. Sustukça silineceğinden korkar; oysa bazen en kalıcı izler sessiz bırakılan yerlerde oluşur.

Bu korku, değişim anlarında daha da görünür hâle gelir. Mevsim geçişleri insanda hemen bir son duygusu uyandırır. Yerde birikenler, eksilen renkler, sararan görüntüler kayıp olarak adlandırılır. Oysa değişim, her zaman yokluk anlamına gelmez. Görünür olan çekilirken, görünmeyen etkisini sürdürür. Toprağın dokusu, rengi, kokusu zamanla farklılaşır; bu farkın kaynağını tek tek göstermek zordur ama hissedilir. İnsan hayatındaki bazı geri çekilmeler de böyledir. Kaybolmak gibi görünür; oysa başka bir zeminde devam eder. Bu noktada tutunma fikri belirir. Tutunmak, çoğu zaman güçlü olmakla eş tutulur. Bırakmak ise zayıflık gibi algılanır. Oysa doğada asıl mesele, nerede kalındığı değil; ne zaman bırakıldığıdır. Zamanını kaçıran şey değil, zamanını bilen şey tamamlanır. Fazla tutulan her şey ağırlaşır. İnsan da çoğu zaman biriktirdikleriyle güçlendiğini sanır; oysa yük hafifliği, çoğu kez eksiltmeyle gelir. Bu hafiflik hemen fark edilmez; zamanla içe doğru açılır. Eksiltmenin ardından oluşan boşluk genellikle rahatsız edicidir. Çünkü insan boşluğa bakmayı sevmez. O boşluğu hemen doldurmak ister. Oysa bazı boşluklar, doldurulmak için değil; fark edilmek için vardır. Sessiz katkılar da böyledir. Gösterişsizdirler, adları anılmaz. Ama eksildiklerinde mevsim değişir, hava sertleşir, gölge kaybolur. İnsan da hayatta çoğu zaman böyle yer tutar. Geri çekildiğinde bir boşluk oluşur ve o boşluk, varlığın gerçek ölçüsünü gösterir.

Belki de mesele, görünür olmak değil; gerekli olmaktır. Hayatın akışı içinde bazı şeyler sessizce durur, bazıları sessizce eksilir. Bu eksilme bir son değil; başka bir hâlin başlangıcıdır. Yaprak da bu yüzden sadece bir parça değildir. Zamanı, dönüşümü ve insanın kendi içindeki değişimi hatırlatan bir işarettir.

 

Sayı: Sayı 17

Kategori: Deneme

Yazar: Ebru Şahin