Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Paltosunda Gazze’nin…

Sırtımda kan çanağı, yorgun bir palto 

Yırtılmış göğüs kafesimin üzerinde bir sürgün kuş

Gazze’de bir sokak arası, 

Ellerimi kovalayan bir şiir tutuyorum cebimde.

Paslı bir ölüm sarkıyor boynumdan aşağı

Bir kapıdan sesleniyor Muhammedî merhamet

“Keşke size bir çay demleyebilseydim

Sizi ağırlayabilseydim keşke.

Çayım, şekerim olsaydı da,

size hürmet edebilseydim…”

Cebimden taşıp ayaklarıma düşüyor bir mısra

Mührüyle Süleyman koşuyor imdadıma,

Gemisiyle Nuh, ordusuyla Davut…

Paltomun ceplerini yokluyorum, ellerime bir mısra dolanıyor

Başımı dikleştirip yürüyorum.

 

İşte bembeyaz bir örtü serilmiş sokak başına

Sırtında un çuvalıyla bir çocuk doğruluyor

“Bunu nasıl taşıyorsun Muhammed?

-Allah’ın ve annemin rızasıyla

Bir dileğin var mı benden?

-Eski günleri istiyorum, konuşamıyorum daha…”

Bir başka un çuvalını kucaklamış, bir başka çocuk ardımda

Bu kez kurşunlara yürüyen bir Muhammed daha…

 

Düşlerin nerede Fatıma, tütsü kokuyor bahçen, odan nerede?

Aynaların kırılmış, gül yüzün nerede?

“Kendim için değil gözümün yaşı, çocuklarıma…

Hâlimi kime şikâyet edeyim?

Nereye gideyim derdimi önüme katıp

‘ekmek istiyorum’ diyen yavruma ne diyeyim?

Ben o ekmeği nereden getireyim?”

Sus Fatıma, neden ceplerime dokunuyorsun

Hangi mısradan koparıyorsun etimi, neremden öldürüyorsun?

 

Gövdeme sığmayan şu ruhu kime bırakayım Hatice,

Saçları babasız kalmış yetime ne diyeyim şimdi ben?

“Benim umudum var, süslen ey annesinin ziyneti”

Sen de ör saçlarını Zeyneb’in, gerdanından salkımlar dökülsün

Bir yangın harlansın çukur midelerin yatağında

“Güç de kuvvet de Allah’tandır

Allah bize yeter, o ne güzel vekildir.

Yerdeki bu kumla karışık unu yiyoruz,

Allah bize yeter, o ne güzel vekildir.”

Ekmeğim de sensin, kelimem de sen 

Bu deli çağlayış, bu kör cehalet bizi tüketen.

 

Ve gün kararıyor, paltoma asılıyor son mısralar

“Ya Rab, bunu bana bırak” diye inleyen anneyi duyuyorum

Bu son yıldız değil mi söndürdükleri, bu son evlat?

Kırk kiloluk hüzünle toprağa basıyor Ömer Harb,

Sanki ‘yazma, dur!’ diyor bakışlarındaki deprem,

“Domates yemek istiyorum. Domates. Uzun zamandır yemiyorum.”

Bir kız çocuğu yakalıyor paçalarımdan:

“Gazze’ye acımayı bırakın, sürekli sabırdan da bahsetmeyin artık

Sanki biz insan değilmişiz gibi bakmayın, sadece açız.”

 

Dönüp bir enkazı buluyor gözlerim, çenemde titrek bir dua

Bir bebeğin yaşlı elleri düşüyor molozların arasına

Tek bir kare, binlerce not, kundaktan bir ses:

“Ölümden ölüme, korkudan korkuya gidiyoruz, 

O günden beri hayatın tadını bilmiyoruz. 

Kalp yorgun, beden bitkin ve ruh acı içinde…”

Paltomun omuzları düşüyor, ceplerim artık boş

Son bir gurbet yokluyor kadınların eteklerini

Yazarsam bu mısra öldürür beni, ölüyorum

“Ya Rasûlallah! Bizi yalnız koyanlara şefaat eyleme.”

Ey tomurcukları kar tanesinden sakınan rahmet,

Paltomun cebinde bıraktım kendimi, bulma beni!

Mahrum etme başlarımızdan mukaddes kıbleni…

Sayı: Sayı 15

Kategori: Şiir

Yazar: Şehnaz Fındık İnan