Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Ne Seninle Ne Sensiz

 

  • Seninle

Ona yamadım kendimi. Benim bir hikâyem yoktu. Başından geçenler güzeldi. Her yerde bir kanıtı, bir izi vardı. Benim ayak izim bile seyrek. Silik sesim. İçime içime konuşurum. Gökdelenlerin arasında onu arar gözlerim. Ofistekiler neye baktığıma bakar. Bir tebliğ olur bakışım. Onun bana bir kere bile yan gözle bakmaması.. Yani bunu nasıl anlatmalı, yanlış anlaşılmasın, sapık değilim. Benimle muhatap olmaması, beni görmemesi, bana kendinden bir şey vermeye çalışmaması… O umursamazlığı, o dikilmesi bir manzara olarak karşımda. Ne çok yürüdüm onu. Mengeneye sıkışmışken, adımlayarak onda kurtardım kendimi. Çoğu sokağını, çoğu meşhur caddesinden daha iyi belledim. Vapurla geçerken hele, berbat ettiler diyorlar şehri. Hayır. O çarpık evler, neon ışıklar, geceyi bölen İstanbul’u İstanbul yapıyordu. Hele sonbaharda, kızıla çalan turuncu yapraklar dökülünce asfalta. Asfalta yağmur vurunca. Sebe melikesi gelecek de sanki, yürüyecek ıslak parlayan yolda eteklerini kaldırıp. Akşam vakti otobüsün camında trafikten yansıyan ışıkların beni nasıl heyecanlandırdığını bilmem anlatabilir miyim. Eski romantiklerdenim ben. Liriğim. Süleymaniye’de namaz kılıp çıkınca kuru fasulye yiyebilmek, sonra yürüyerek ilçe değiştirebilmek, yürürken bambaşka insanlarla, eşyalarla karşılaşmak, bir vasıtayla karşı yakaya geçebilmek. İki kıta arasında mekik dokumak oyun oynar gibi. Akbilim bitene kadar. Bana yetiyor. Çok bir şeyim yok. Ev kira. Arabaya karşıyım. Tabanvaycıyım. Fazla da gözüm yok. Elim ekmek tutuyor. O ekmeği Boğaz kıyısında kemirmek hoşuma gidiyor. Ona bakmak bedava. Bir bank yeter. Düşlere dalmak için. Zaten her zaman onu görebilsem tadı çıkmaz. Arada bir özlemek iyidir. Bunalmak, sonra kollarına, sahillerine koşmak. 

Seninle İstanbul. Yaşadımsa sen şahidimsin. 

Yaşayamadıklarımı da zaten hep sana anlattım.

 

  • Sensiz 

Gece, ışıklar yanınca boyar gözleri ancak. Onun dışında bir numarası yok. Sen de derine inme. Bir yolu dört saatte gidince notunu verdim ben onun. Annemlere gideceğim, işim gücüm var. Baktım, arabanın penceresinden salınıyor nazlı gelin gibi. Güzel zaten güzel ona sözümüz yok. Ama hırs yaptım işte. Lan, dedim, ben niye kendime bunu yapıyorum? Yazık değil mi zamanıma, nefesime, ömrüme. Sigarayı karıştırma şimdi. Konumuz o değil. Bırakacağız elbet onu da. Bunu bıraktıysak bir kere. Gönlümü çelerdi, hafta sonları. Sahilde oturması keyifliydi ateş yakıp. Oraya da araban olacak ki gideceksin. Birkaç arkadaşın arabasına yanlanırdım. Mis. Hem dost meclisi, hem seyrüsefa. Gözlerimin içine bakardı denizin üstünden. Kendini bana dayatırdı. Az baktım yalan yok. İçime dolmasına izin vermedim fesiyle, potiniyle, kavuğuyla, şalıyla, entarisiyle, yeniçerisiyle, kulesiyle, camisiyle… Gezmedim de öyle çok. Doğmuşuz içine. Bir çile. Bir de her an kafana giren reklamlar. Otobüs beklerken, caddede yürürken.. Usandım, bıktım. Sanki neyim var? Taşı toprağı altın diyorlar da, hani bana ne faydası olmuş şu günden bugüne? Doğduğumdan beri kiradayım. Bir çöpümüz bile yok ki, övünelim. Sevdirmiyor kendini, ağabeyciğim anlatamıyorum galiba. İtekliyor, öteliyor. Başım ağrıyor diyor. Gelemem ben öyle nazlara, gizemlere. Günün sonunda herkes evin var mı diye soruyor, araban var mı? Babası ev olmadan vermem diyor. İstanbul da İstanbul. Gördük işte iki üç kule, on on beş cami. Hayır, denizin ortasında salınan kız kulesi dikkatimi celbetmiyor. Fakirlerin kıyıntısı vapur gezmelerinde elalemin yalılarına ağız suyu akıtacak tıynette adam değilim ben. Hem komünistlik var kanımda ilkgençlikten. AVM’lerin terli klima buharına, kaldırımlardaki balgamlara, duvar diplerinden idrarla sulandığı için açan yeşilliklere şiir yazacak değilim. Göğe bile bakamıyordum, oğlum, manyak mısın? İnsan göğe bakmaz mı? Ucundan görebilsem hatırlayacağım. Yok. Binalarca. Şimdi gelmişim hiç gitmediğim kütüğüme. Oh. Sanki yeniden doğmuşum. Her yer on dakika. Mis gibi hava. Kaos yok, huzur var. Araba sesi olmadan uyuyabilmek nimeti. Arabamı aldım, ev de yakında inşallah. Para harcayacak yer yok ki. Yere batasıca Trendyol biraz büküyor belimizi. Olsun o kadar da olur, dağda yaşamıyoruz neticede. 

Sensiz İstanbul! Sen arada bir görmeye gelmeliksin. 

Seninle yaşanmaz, sen yaşatmazsın da.

Sayı: Sayı 18

Kategori: Öykü

Yazar: Sena Alper