Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Mühür

Talihini bir türlü döndürememiş insanlar diğerlerinden farklı bir burukluk taşır. Onlar hayat yolunda ilerlemeye çalışırken kendilerini bir aracın altında yaralı hâlde bulanlardır. Ruhları her çarpışta afallamış ve yönünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Defalarca geçirdikleri bu tehlike, onlara temkinli olmayı belletmiş ve bir şekilde kenara çekilmeyi öğretmiştir. Onları hep yolun kenarında gezinirken, yoldan kolayca geçenlere buruk bir şekilde bakarken ve küstükleri şanslarına sarılmış bir şekilde düşünürken buluruz. Talihlerinin dönme ihtimali onları, yaralı bedenleriyle ve eciş bücüş olmuş kıyafetleriyle defalarca yola sürükler. İlerlemenin başarılamadığı nice günün sonunda, ruhlarından bir parça kopar ve tamamen yoldan çıkıp kenara çekilirler. Bırakmanın getirdiği anlık rahatlık ve hemen peşi sıra onu bastıran hüzün hissi içinde köşelerine giderler. O zamana kadar başardıklarından kurulmuş bir döşekte, yolda kolayca ilerlemişlerin ve ilerlemeyi hiç denememişlerin savurduğu öğütler eşliğinde, mağduriyet yaşayanlara has bir sızıyla beklerler sabahı. O an bildikleri tek şey, artık ne bir kazayı kaldıracak bedenlerinin ne de yeniden başlamayı göze alacak inançlarının kaldığıdır. Kirpiklerine kadar bulandıkları tozun ve toprağın içinde, başkalarının gül bahçelerinden gelen kokular eşliğinde ellerindeki kuru dallarla bakışır dururlar. Diğerleri gibi doğmuşlardır ama başları yorgun bir kadere gömüldüğü için filizlenememişlerdir.

Bu insanlar dünyanın bunca ağırlığı altında saflıklarını yitirmemiş olanlardır. Uzamış boyları ve gelişmiş bedenleri içinde henüz filizlenememiş bir ufaklık yatar. Bu sebeple, kötülerle savaştıkları ve kazandıkları rüyalarından henüz uyanamamışlardır. Hayatın bir masal olmadığını ve iyilerin bazı şeyleri yenemeyeceğini anlamak istememişlerdir. Onları da kuyuya atmak isteyenlerin olabileceğini, o kuyunun içinde uzun süre kalabileceklerini ve kötülerin de mutlu olabileceklerini hiç hesap etmemişlerdir. Şansın biraz da nasip işi olduğu gerçeğini göz ardı etmişlerdir. Artık görecek bir rüyaları kalmadığında ise boğazlarına koca bir yumru oturmuş ve tüm bu gerçeklerle bir gecede, ateşin başında yüzleşmişlerdir. Yüreklerini parça parça ateşe daldırıp her bir yanışta bir beklentiyi kül etmişlerdir. Herkese farklı bir şekilde biçilmiş olan ömrün kendilerinde neye harcandığını, kalan ömürlerinde ne yapabileceklerini sorgulamış ve onu da yolun kenarında geçirme ihtimaliyle ürpermişlerdir. Sanki hayat, diğer insanlar gibi büyüyemedikleri için onları daha ağır cezalandırmıştır ve nihayetinde ateşe bakan gözlerinde kocaman bir kırgınlık boyanmıştır.

Yırtılmış ve gözyaşlarıyla yıkanmış kıyafetlerinin, yaralanmış bedenlerinin ve artık umut etmeye utanan ruhlarının bedeli olarak bu insanlara bir sır bahşedilmiştir. O sır, herkesin sözde kabul ettiği ama bu insanlara tane tane işlenen “kaderin önüne geçilemeyeceği” gerçeğidir. Herkesin payına düşen kesenin herkesin cebine göre olduğudur. Cebin de kesenin de sahibinin, insan olmadığıdır. Alından akan terlerin, paslanmış bir omurganın ve çırpınmış bir ruhun, bu hayatta çoğu şeyin bedeli olarak kabul edilmeyeceğidir. Alınan bir nefesin bile izin verilmedikçe geri verilemeyecek olmasıdır. 

Neden olmasın, belki hayatta paya düşen hep kuru dallar olacaktır. Belki öğrenilecek tek yaşam, yolun kenarında, tozun ve toprağın içinde olandır. Kabul etmeyen yaralanır. Kabul eden ise her çarpışta ve her kaybedişte nasibine yazılmış yenilgiyi bir lütuf gibi taşır çünkü artık sırrın emanetçisi olarak mühürlenmiştir.

 

Sayı: Sayı 16

Kategori: Deneme

Yazar: Rümeysa Başaran