Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Misafirin Sessizliği

Bir şekle tâbi olmayan ölüm, kapımıza usulca yaklaşıp zilimizi çalıyordu. Misafirin başımızın üstünde yeri vardı. Buradaki serzenişim, ölümün habersiz gelmesine değil; her gelişinde bir şeyler götürmesineydi. 

Ne götürüyordu?

Evvela özleri…

Benliğim varlıktan sıyrılırken, her bir tinsel yolculuğa tepki veriyordu. Vücudumun her bir tepkisi, zilin sesi aynı olmasına rağmen farklı ahenkte hareketleniyordu. Sanki zilin ruhsuz sesini işitmiyordu kulaklarım, ardında oluşan tınıları keşfe dalıyordu. Bir müzik olsa uzuvlarım, duyguyla yoğrulmuş notalara başvururdu. Bu notalardan çıkan ses ancak bir ney çalgısının üfleyişinde hayat bulurdu. Nefes alıp vermeyi andıran bu çalgı zilin sesiyle birleşerek insanın en has kaygısını varlığa getirirdi. Bu kaygı, hakikatin bir tınısı olabileceği gibi geçici bir mutluluk vaadi de olabilirdi. 

Ah, yaşamanın nihai amacını mutluluk olarak gören düşünürler bu kadar kör müydü?

Bu ses şakaklarını yoklamıyor muydu? 

Karınlarında kelebekler uçmuyordu ki insanın; kanatsızdı hayvancıklar.

Mutluluk bir mutluluk vaadi değildi;

Gerçeklerin üstüne giydirilmiş; cepli bir palto idi yalnızca.

Ne arıyordu ceplerinde insan? Asıl sual buydu, sınananlar için…

Aşikâr ki, misafirin öğreticiliği karşısında boynum kıldan inceydi. Kapıyı açmazdan evvel, “Kimsin?” sualime karşılık gelen cevap derindi: “Özvarlığın…

Ne zaman mevcudiyetimden uzaklaşsam, ölüm zile basarak beni insan olmanın neliğine davet ediyordu. Zil sesi benim tahayyülümde bir çağrıydı.

Çağrılıyordum ve çekiliyordum, “İnsan” olmaya doğru…

Kulaklarım hassaslaştıkça çekiştirilen paltom, üstüme bol geliyordu. Bir hususu merak eder dururdum; kusursuz bir gırtlaktan nasıl hep farklı cızırtılar dökülürdü ortalığa…

Farklı parçaların bir araya gelmesiyle oluşan bütün, neye hizmet ederdi?

Hangi anlam bolluğuyla “bütün” kavramı yazgımıza kazınırdı? Hakikatin biricikliği, zihinlerin süzgecinden geçerken nasıl olur da çoğalırdı…

Anlamam!

Bildiğim bir şey var ki, gelen misafirin gayesi zile basmaktır. Bu gaye, ince ruhlar için bir ikazdır. Kapıyı açma ve açmama iradesini üstlenen insana gelince, o ise yolculuğun kendisidir. Derler ki; “Çağrıyı duyan kulaklarla çağrıyı reddeden kulakların yolu hep ayrıdır.” Oysa hepsi Ademoğludur, kaplumbağa gibi ölümün gayesini giyerek yol alan… Ben ki, dilimde bir ritimle, sırtımdaki paltodan kurtulan bir gezgindim bu diyarda… En derinime sirayet eden sancının sembolik dilini kavramaya çalışan bir gezgin… Zihnimin ‘epokhe’leştiği, duygularımın ise üryan kaldığı bir yolculuktayken varlığım kazındı ilk sözcük eşliğinde…Zil sesinin ardındaki giz yankılandı kulaklarımda…

Ruhum çatırdadı, benliğim hazırdı işitmeye, unutan ve hatırlayan bir bellekte ‘gelen misafir’ sözcüğü soludu; “İns.”

 

Sayı: Sayı 15

Kategori: Deneme

Yazar: R. Merve Taşdelen