Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Meloditonin

Tahriş olurcasına gözlerini ovalamaya devam ediyordu. Bakışlarındaki hissizliği plaktaki Feyruz ile bastırmaya çalışsa da yastığa devrilmekten kurtulamamıştı. Pamuk muydu elyaf mıydı? Elyaf ise uyutmaz. Dünden soyduğu elmanın kabuklarına çokuşan küçük sineklerin hareketi tavanda daha da kışkırtıcı bir hâl alıyordu. Demlediği melisanın on dakikalık etkisi de geçtiğine göre artık rahat rahat sağa ve sola dönebilirdi.

İşi bilmiyor, melisa değil; türü limon melisa olacaktı. Şimdi de gider, çayın içine limon katar. Bu gidişle sabahki uçağı kaçırması muhtemel.

Plak durmuş, ortamı ince bir fısıltı kaplamıştı. Zaten Ortadoğu’da her seferinde bir fısıltı var olurdu; bu fısıltı kimi zaman oynanan bir silahtan, kimi zaman ise binbir gece masallarını aratmayan kadınların kalem gözlerinden çıkardı. Salt sessizlik her seferinde bir tehlikeyi çağırmıştı bu topraklarda. Şarkın oyunu da buradan gelirdi, mutlaka ince sesi sağlayacak bir şeyler bulunur ve felaketler tarumar edilirdi. 

Konferansa saatler kala yaşadığı bu gerilim bir ölüm kalım hissi vermiş olsa da sabahın en erken saatlerinde hazırola geçebilmişti. Pasaportu görevliye uzatmasıyla adamın gözlerindeki canlılık dikkatini çekti. 

Uykusunu almış bir çift göz… Yakaladım… 

Kalkmakta olan uçağın kanadına sarılmadan önce arkaya son bir kez bakmayı akıl edemedi. Halbuki bu konferansı ülkesindeki çiftçiye, dilenciye, sağcıya, solcuya, aşağıya, yukarıya borçluydu. Borçlu değil alacaklı. Bu duyulmamış beldenin ismini yazdırmış ve bayrağını astırmıştı. Az şey değil. Uçuş uzun sürmemesine rağmen sağ-sol koltuklara kurulmuş yolcuların sesli ve gürültülü uykuları kendisinde baş ağrısına sebep oluyordu. Aldırmadı, canı da çekmedi. Az ve uz gidildikten sonra Endülüs’e iniş gerçekleşmiş, doğunun tozu batının yağmuruyla çamurlaşmıştı. Davetiyedeki adresi sora sora ilerlemesi işe yaramayınca International Foreign Scholar’ı arayıp kendisini bulunduğu yerden almalarını rica etti

Ey Mecnun, sanki Bağdat’ı arıyor. 

Ricası yerine getirilince salonda söyleyişi sırasını beklemeye koyuldu. Gözü yan tarafta ikram edilen kanepelere kaysa da Davud peygamber misali, nefsini tutabildi. 

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, yedi buçuk… Time’s over! 

Ekmeğin üzerine sürülen zeytin ezmesinden geriye dişinde bir şey kalmış mı diye aynada bakınırken kulağına eğilen beyaz tenli görevli, kuliste beklemesi gerektiğini söyledi. Aşağıdan yukarı merdivene tırmanarak çıkılan sahneyi gördü. İsminin anonsuna fazla bir zaman kalmamıştı. 

Kulise girdiğinde, soluduğu yoğun ter kokusu kendisini güvende hissettirmedi. Gece yorganın altında rüyalara dalmak için verdiği mücadeleden kalan ter kokusundan farklıydı. 

Ve 

Jane Maryam – Ah tatlı Meryem ah 

Yine sabah oldu ve gözlerime uyku uğramadı.

Kuliste, son bir prova yaptıran orkestra şefinin batonunun kendisini hipnotize etmesini engelleyememiş ve derin mi derin bir uykuyla konukların sahneye çıkışlarını beklediği divana serilmişti.

  • Sayın Dr. Eljezeri’yi “Binbir Gece Masallarında Musiki Ahenk” konulu konuşması için davet ediyorum. 

  • Sayın Dr. Eljezeri orada mısınız?

Sayı: Sayı 14

Kategori: Öykü

Yazar: Reyhan Özsoy