Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Medeniyetine Tutunmaya Devam Edenler İçin…

O vakitlerde bana, aileme, mahallemdeki terziye ve daha tanışamadığım nice insanlara söylemesi zor hatta kulağa şaşırtıcı gelse de Osmanlı Devleti fillen sona ermişti. Benim Kumbaracı sokağına uyandığım, İstanbul’un ise yaklaşık bir on gündür artık payitaht olarak güneşini doğurmadığı bir sabahta Cumhuriyet ilanı yapılıyordu. Zaman yaşadığımız hiçbir şeyi anlamlandırmaya, sindirmeye onu kendi içinde söküp yeniden bir araya getirmemize izin vermemeye yemin etmiş gibiydi. Kimi insanlar bu naniği görüp ellerini havaya kaldırdı ama bir çoğumuz yaşadıklarını kabul etmeyip arkadan kelepçelenmeyi göze aldı. Ben ellerini havaya kaldıranlardan oldum. Henüz teslim olmamıştım, maziden atiye nasıl bir geçiş yapacağıma zaman nasıl olsa karar verecekti.

Evimize çok yakın Portakal Yokuşunda, sokağın hemen başında terzi Selami vardı. Kumbaracı eskiden fakir yahudilerin yerleşim bölgesiymiş. Nüfusları hala az değildir ancak yavaş yavaş derenin suyunu çekmesi gibi onlar da bu bölgeden ayrılır oldular. O yüzden bu bölgede evler minyatür evler gibi küçük, mutfaksız, tek adımlık tuvaletleri ile meşhurdur. Terzi Selami’nin ahşapların arasında,  yabani otların çıktığı bu tahta evine her gidişimde büyüklüğü karşısında hayretlenirdim. O ise bu evi hep özendiği, Beyoğlu’nda gördükleri gibi cemiyet evine çevirmek istediğini anlatıp dururdu.  Evinin ilk katı terzisiydi aynı zamanda. Bunca karışıklık içinde bunları hayal edebilmesine şaşırırdım. Yine ona uğradığım günlerden birinde içimden son havadislerden konuyu açmak geçse de vazgeçtim. Tarih olanca karışıklığı ile akarken ben zamanın basit kalabileceğine inanmak istedim. Elimde ısıtıcı ile…

O kadar güzel bir günde geldin ki… Terzimin ikinci ve üçüncü katına kadın kıyafetlerinden oluşan bir sergi açtım. Yalnızca senin bildiğin ve yalnız senin gezeceğin bir sergi. Gezip görmen için sabırsızlanıyorum. Bana kalırsa bu sergi bizim Beyoğlu’nda gezdiğimiz sergilerden misliyle daha kaliteli.

Nasıl yani sen şimdi terzinin üstüne kıyafet sergisi mi açtın? Hem neden bu serginin bir davetlisi, ziyaretçisi olmasın ki? Neden yalnız ben?

Cevapsız kalan sorularımla ilk katı çıkmaya başladım. Beyoğlu’nda gezdiğimiz sergilerde insanların üzerinde en şık kıyafetleri mücevherleri ve çantaları olurdu. Bir de ellerinde anlamadığım o tuhaf Fransızca kataloglar. Benimse ne kıyafetim bir sergi gezmeye müsait ne de bilgim. Üstelik elimde bir ısıtıcı ile sergi gezecektim. İlk kata eriştiğimde beni muhteşem bir mazi karşıladı. Terzi Selami’nin saray kadınlarından ilhamla oluşturduğu ihtişamlı mavi bir elbise ile karşı karşıya geldim. O kadar ihtişamlıydı ki bana tarihimin zaferlerini, halkın refah içinde yaşadığı dönemleri, şanlı fetihlerimizi hatırlattı. Birinci kattaki kıyafetler zarif, şık ve görkemli bir ağırlığa sahipti. Elimde ısıtıcı ile elbiselerin, kumaşların ve desenlerin içinde kayboluvermiştim. İkinci kata geldiğimde ise terzi Selami âtiye sert bir gönderme yapmış gibiydi. Artık elbiseler eski ihtişamını kaybetmiş, kıyafetlerin boyları kesilmiş, hoppa, hafif ve zerafetten uzaklaşmıştı. Bu sırada ısıtıcı hala elimde…

Parti ve balo kıyafetleri incelmiş, kadınların giydikleri kıyafetler anlamını kaybetmişti. Tıpkı zamanın ruhu gibi. Acaba bu karşımda duran basit kıyafetler benim geleceğim mi diye sormadan edemedim. Elimdeki ısıtıcı gibi artık ne bu tarihe ait olacağız ne de tarihin tam dışına çıkacağız. Hep arafta kimliksiz, kalacağız… Meğer benim dünyadan habersiz zannettiğim Selamim, gidişatımızla ilgili neler düşünürmüş. Tarihin akışını kıyafetlere, renklere, desenlere ne de güzel yansıtıp ayna tutarmış. İplikleri iğnelerden her geçirişinde tarihin hangi anıları canını daha çok yakmıştır bilemem ama ben elimde ısıtıcı ile tekrar mazime o ihtişamlı mavi elbiseye geri gidip ilk kata indim. Geri dönerken artık payitaht olmayan bu şehirde fırtınalar kasırgaya dönmüşken tutunacak dal olarak mazimi seçtim. Bu mavi elbise de tutunduğum dalın cisimleşmiş hâliydi.

                                                              Isıtıcı hala elimde….

Sayı: Sayı 09

Kategori: Öykü

Yazar: Gözde Çimen