Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Med

“Dört kitabın manası

Bellidir bir elifte.”

(Yunus Emre)

 

Yunus bu mısrayı söylerken asık suratlı bir kuralcı değildi. Kâinatın sırrını tek bir harfe sığdırmış olmanın ferahlığıyla gülümsüyordu. Bizler, kelimeleri çoğaltarak anlamı bulacağını sanan o dağınık kalabalık, hakikati bitmek bilmez ansiklopedilerde ararken; o, her şeyi bir çizgiye, tek bir nefese indirdi.

 

Bir hattatın rahle başındaki sükûnetini izlediniz mi hiç? Kâğıda değmeden önce kamış kalemi hokkaya daldırışını, o bir damla mürekkebin içinde koca bir dünyayı toplayışını… Elif yazılırken nefes tutulur. Çünkü nefes, o dik ve sarsılmaz çizgiyi titretebilir. İnsan, Elif’i çizerken kendi telaşından ve günlük heveslerinden feragat etmelidir. Kâğıda inen o çizgi, biraz da insanın kendi fazlalığından vazgeçmesidir. Yukarıdan aşağıya inen o dik hat, yeri göğe bağlayan bir omurgadır.

 

Fakat bu vazgeçişin, o tebessümün ardındaki asıl sır, Elif’in taşıdığı o mütevazı hiçlikte gizlidir. Harflerin esrarını bilenler tasdik eder: Elif, üzerine bir hareke almadıkça kendi sesini çıkarmaz. O, dudaklardan dökülen sessiz bir nefestir. Asıl sırrı ise “med” olmasındadır. Yanındaki harfin ardına geçer; kendi susar ama onun sesini uzatır, onu âleme duyurur ve var eder.

 

Bugün hepimiz “hareke” olmak istiyoruz. Üstün olmak, esre olmak, ötre olmak… Kendi sesimizi en uzağa duyurmak, birilerine yön vermek, sürekli bir cümlenin öznesi olmak için çırpınıyoruz. Kimse bir başkasının ardında duran o sessiz, o görünmez çizgi olmak istemiyor. Başkasını var etmek için kendi sesini kısmak, modern insanın unuttuğu bir erdem.

 

Ben bu sessiz yüceliğin, kendini silerek başkasını var etme sırrının sadece eski kâğıtlar üzerinde kalmadığını babamdan öğrendim. Dünyadaki o en sahici “Elif” duruşunu, omurgalı olmanın ne demek olduğunu onun sarsılmaz sükûnetinde gördüm. O, gürültülü sofralarda kendi fikrini kanıtlamak için sesini yükseltenlerden değildi. Dünyanın bütün o hırslı koşuşturmacası içinde, bir kenarda telaşsızca durmayı bilirdi. Bir kriz anında, herkesin panikle sağa sola savrulduğu, kelimelerin havada yorucu bir şekilde çarpıştığı o demlerde, onun o sessiz duruşu bir çapa gibi hepimizi yere bağlardı.

 

 Çünkü babalar, kâinatın en sessiz med harfleridir.

 

Kendilerine bir ses, bir hareke, alkışlanacak bir unvan istemezler. Yanına geldikleri evlatlarının ardında görünmez bir kale gibi durur, kendi nefesleriyle çocuklarının ömrünü uzatır, onların dünyadaki sesini gürleştirirler. Bizim kurduğumuz o iddialı cümlelerin, hayata karşı attığımız cesur adımların ardında hep o görünmez Elif’in, babamın o sessiz itkisi vardı. 

 

O susardı, biz konuşurduk.

O dururdu, biz yürürdük.

Ve biz, fark etmeden, onun nefesiyle büyürdük. 

 

Doğruluk sadece yalan söylememek değilmiş. Doğruluk; menfaat rüzgârlarında kolayca eğilenlerin ve var olduğunu ispatlamak için çok bağıranların dünyasında, babam gibi, sarsılmadan saf bir “nefes” olarak kalabilmekmiş. Onun o gösterişsiz varlığı, cümlenin en güzel yerine konmuş bir tasdik mührü gibiydi.

İnsan o mührü görünce, o sükûneti tadınca en sonunda anlıyor. Allah’a çıkan yollar sayısız gibi görünse de, yorulan kalbin dönüp dolaşıp varacağı yer tektir.

 

Bir harf.

Bir nefes.

Bir dönüş.

Sayı: Sayı 19

Kategori: Deneme

Yazar: Esmanur Yetkin