Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Mavi Kumaş Parçaları

“Arttım, fazlalaştım eksikli yaşamaktan.”

İnsanın da yalın hâli vardır ama kendisini bu vaziyete düşüren bir eki yoktur. Başkalarıyla münasebeti olsa bile tenhalığını üstlenen kimse çıkmaz. Koluna kim girerse girsin yazgısından kurtulamadığı için kolay kolay fark edilemez onun bir başınalığı. Bu açıdan bakıldığında eksilten yalnızlık, bir eksiklikten doğar. İçimizdeki obrukları kabullenemediğimizde ise giriştiğimiz boşa kürek çekme eylemiyle artıklardan kurtulmak için çabalarız. Noksanla başa çıkmak için yoksun bırakılmışlar olarak üzerlerimize kazınmış bu belirsizliği zımparalamaya çalışırken aksine çoğaltırız. Ne de olsa, “Korkarız kaybolmaktan çokluk içinde” ve ahengimizi başkalarının müzikaline uyduramamanın verdiği yenilgiyle çekip gideriz. O hâlde kendisini diğerlerinin kimyasında eğreti bulan kişi; sessiz uğultusuna sürüklerken şarkısını, bir bakıma fazlalaştırmaktadır da varlığını, ve aynı zamanda eksiltmektedir de kalabalıklığını. Yani yaşarken azalmak, azalırken de birikmektir. Söz konusu, deneyimin çeşitli farkındalıklar katarak olumluya çevrilmesi durumudur.  Mesela bir adam dağa çıkar ve aynaya baktığında yüreğindeki tüm deliklerin ışıltılı mavi kumaş parçalarıyla doldurulduğunu görür. Ne anlama gelmektedir bu? Yaşamın neşesinden mahrum kalıp aykırı olmanın zorunluluğuna üzülse de ücrada bulunmanın verdiği zenginliği duyumsamanın mucizesini yaşıyor demektir. Hayattayken sudan çıkmış balıktan farkı yokken, dünyadan sıyrıldığında yüzebilme potansiyelini keşfetmektir.

Nihayetinde hakiki kumaşa sahip olduğunu fark edebilmek, kendi kendine yetebilmenin bir sonucudur. İstersek adını bulunmaz Hint kumaşı sanalım, hepimizde vardır kalbimize iliştirilenin parıltısı. Yapmamız gereken bizi en yalın hâlimizde tamamlayan mavi kumaş parçalarını bir araya getirip, yıldıran soğuğa karşı tüm hücrelerimizi ısıtacak olan hırkayı örmektir. Böylelikle tekliğimiz çoklukta anlam bulur veya çokluğumuz teklikte bir araya gelir.

 Bir de örüntüyü bozan değil de dizinin ardı sıra takip edilmesine katkı sağlamak için ihtiyaç duyulan olduğumuzu bildiğimiz, dağa çıktıktan sonra inmenin kaçınılmaz olduğunu anladığımız zamanlar vardır. Kök salmayı öğrendikten sonra meyve verdiğimiz bu süreçte geri dönmenin yarattığı dengesizliğe tahammül eder, çatışmaları hoş görüyle gideren bir vasfa bürünürüz. İşte böyle, bazı şeylerin rayına oturması için birilerinin dağa çıkıp ağaç olmayı bilmesi gereklidir.

Fakat yine de biliyorum, yitirdiğimizi sandığımız mavi kumaş parçalarını yoklamaya hiç kimsenin cesareti kalmadığını. İncelikleri hatırlatarak masumiyeti sağaltan devrin belki de çoktan geçip gitmekte olduğuna kendimizi inandırdığımızı. Ne yazıktır ki şüphelerimizi kuluçkaya yatırdık. İyiliklerin suistimal edildiğine şahit oldukça kötülüğün şahlanması için açık kapı bıraktık ve kaçtık arkamıza bile bakmadan bozulan düzenin beraberinde getireceği huzursuzluktan. Bencilliğimizin ve ümitsizliğimizin bahanesi olarak tercih ettik yalnızlığı. Oysa güçlenip ayağa kalkmak üzere yorgunluğunu dindirmeye ve sonrasında iyiliği çoğaltmaya çalışanların hakkıydı inziva. Bizse suyun, neden göğün maviliğini yansıttığını hiç düşünmedik. Aklımız kalbimizin bulanmadığını sanıp yanılgıya kapılmışken, kalbimiz suyun berraklığına imrenebilseydi kumaş parçalarının neden mavi renkte olduğunu da bilecektik. Şımarık bir çocuk küskünlüğüyle terk ettik, aramaya bile yeltenmediğimiz dostlukları. Sandık ki günden güne bayağılaşan toplumlarda bireylerin kendini soyutlaması, bir savunma biçimidir. Yanıldık, ve yanılışımız hayal kırıklığının içimizde bir ur gibi büyümesine, bizi çepeçevre kuşatmasına neden oldu. 

Şimdiyse “Göçtü kervan, kaldık dağlar başında.” Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş bir çaresizlik içerisinde, yarattığımız kimsesizliğin o hududu olmayan manzarasını seyrediyoruz. Şehirlerde nam salan korkunun yankısı, yakından duyuluyor çekildiğimiz uzak inlerde ve herkesten kaçıp kabuğumuza sığınırken tek başımıza kaldığımız için hissediyoruz derinden sarsıldığımızı. Bu yüzden çevirmeliyiz bakışlarımızı meydanlara doğru ve sıyrılıp boşa giden vaktin fayda vermeyen buğusundan, karışmalıyız ait olduğumuz bütünleştirici çoğunluğa. En çok da tiksindirici gerçeklerden tecrit edilip insan olmayı başarabilme sırrına erişenlerin, bildiğini sakınmadan duyurmayı arzulamasına ihtiyacımız var.

Eğer zirvenin bilgeliği çağlayarak karışırsa ırmaklarımıza, mavi kumaş parçaları saçılır her bir yana ve nereye baksak tanışıklık belirir kuytularımızdan.

Sayı: Sayı 05

Kategori: Deneme

Yazar: Edanur Kaya