Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Kırkıncı Yokuşun Sonu

Bitişler başlangıçları heybesinden çıkardı ve 

Biz yürüdük ruhlarımızın toprağında

Kapı rahmettir.

Bir yerden çıkıp başka bir yere girebilmek pek ender bir haslettir. Zira insan çıkmayı başaramaz kimi zaman, kimi zaman da ruhuyla girmeyi beceremez. Ruh yetişemez bazen insan bedenine, insan bedenen aştığı yerlerden ruhuyla geçemez.

Bitişler ve başlangıçlar bir emre itaat değildir fakat bir başkaldırış da olmaz çoğu zaman. Zaman değişir, insan akar, sudur yolunu bulan ama insan da dener. Nerede varım nerede hiçim anlamak için. Üzerinden her an dökülür gibi geçer. Şimdi ne olacağını konuşur kendisiyle. Belki şimdiye dek ne olduğunu konuşmak gereklidir. Şimdiye dek ben hangi beni üzerime giyindim de oturdum karşısına, ben şimdiye kadar hangi benle barıştım ve hangi ben’i anlamaya çalıştım çokça. Kurtarıcı mı oldum kurtarıcı mı aradım. Kurtarmak? Kimi, neyden, ne şekilde, neden?  

Hayatın kırk veçhi, sözlerin canı, kırk kaftana sarılı kelimeler ve ikindi güneşinde yeşeren anlar vardır. Sen hiç ikindi güneşinde içine baktın mı? Dünya durdukça durmadan devam eden işleyiş devrandadır. Dünyanın hali içler acısı değildir fakat insanın aklı iç karartıcı darlıktadır.

Gökyüzünün rengi değişmiş midir yüzyıllar boyunca? Yer yarılıp dünya içine göçmüş müdür? Dinozorlar mıdır asıl soyu tükenen insanlar mı?  Kaç yüzyıl geçmiştir ben söz verdim vereli? Kaç yüzyıl sözümü gerçekleştirmek için beklemişimdir? 

Eşit olan gökyüzüdür tüm insanlık için. Zaman değil, mekân değil, olmuş ve olacak olan değil. Savaşlara, kıyımlara ve yıkımlara rağmendir göğün maviliği. Senin yaşamın göğün rengi kadar berraktır. Her şeye rağmen yaşayışın, izdüşümüdür göğün. Bakmalarımız farklıdır, her gözün gördüğü bambaşkadır. Aldığımız farklıdır fakat verilen değil.  Dertlerimiz farklıdır fakat derman değil. Tek bir şah damarı vardır insanın, hayat bulduğu tek bir can damarı. Öteki arayışlarımız boşuna değil lakin kâfi de değil. Evin tek bir kapısı vardır. Hakikatin birçok yönü, tek bir özü vardır. İnsanın göğüs boşluğunda iki kalp yaratılmamıştır. 

Bir eşiği geçmek bir başka yokuşa göğüs germeyi içinde taşır. Bir eşik bir yokuşa gebedir. Eşik nefese eşittir. Fakat yaşamak nefesten ibaret değildir. Yaşamak, bilinmezliğin girdabından çıkmak için parmak uçlarımıza basa basa ufkun ötesini, pencereden gözüken maviliği görmek için uğraşmaktır. Ve yaşamın acısı parmak uçlarımızın sızısı kadardır. Sonu olanın başlayıp başlayıp durduğu zeminde, bitecek olanlarla yol alırız bitmeyene ulaşmak için. Bitmeyen; bir dehlizden süzülüp de gelen ışığın aksidir senin gözlerine vuran. Çünkü senin gözlerin bir Gazzeli çocuğun izini taşır içinde umudu ve inancı saklayan.

“Dünyada neler oluyor ey insanlar!”

Biri dönüp baktı geri. Biri sesi işitti ve dönmeye hacet görmedi. Biri duymayı bile istemedi, ilerledi. 

Devam etti bir diğeri: “Ölüm cana yakındır, senin elinde ne vardır?”

Doluydu elleri herkesin. Kiminin kanlar, kiminin lime lime etler, kiminin çığlıklar ve bağırtılar sallandı ellerinden.

Kiminin elleri kara kaplıydı, kiminin ellerinde kara kaplı defter vardı.

“Ey insanlar! Olup bitenleri işitiyor musunuz? Dünyada neler oluyor?”

Dünyada neler mi oluyor? Dur bir dakika tabağım bitmedi, pilavın üzerine et koymadan yemem ki!

“Dünyanın üzerinden nice insan geçti.”

Bu sene tatile nereye gidelim ki?

Haberlerde gördüm bir çocuk bayramda ekmek görmüş diye sevindi.

Oğlum şunları kedilere ver de taze olanı yiyelim, dedi.

“Haniye  üç oğlunun ve üç torununun şehit olduğunu öğrendi.

Dağ gibi karşılık vermedi. 

Dağ bu haberi duysa arzın üzerine düşerdi.”

Sayı: Sayı 07

Kategori: Deneme

Yazar: Dilara Barut