Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Kırılganlığın Direnci

“Korkunu fethet. Sana söz veriyorum, dünyayı fethedeceksin.”

-Büyük İskender

 

Var olduğumuz günden beri içimizdeki nuru söndürmeye ant içmiş olan karanlığın tahtına oturmamak için mücadele veriyoruz. Eğer kendimize olan inancımızı büsbütün kaybedersek düzenbaz zalimin saltanatı, irademize hükmedip tüm dengemizi altüst edecek. Eğlencelerin, kısa süreli mutluluğuyla zihnini uyuşturanlardan değilsek ve şirazeden çıkalım diye bizi savunmasız bırakan tarafımıza karşı hâlâ kendi hikâyemizin izini sürme kararlılığını gösterebiliyorsak, her düşüncemizin bir cenge çağrı olduğunu fark edebiliriz. Ne kadar savaşma sorumluluğundan kaçıp günlük meşguliyetlerle oyalanmaya çalışsak da hayat bizi bu zorlu görevin üstesinden gelebilecek dayanıklılığa sahip olmamız için hazırlamaya çalışır. Potansiyelimizi açığa çıkarıp insanlığı iyiye, doğruya ve güzele yöneltmek için aracı olmaya çalışırken attığımız her adımda karşımıza sarsıcı ve hatta yıkıcı darbeler çıkması bu yüzdendir. Çünkü insan, ancak zorluklar onu yokladığında duyabilir, içine sürüklendiği savaşın dünyadaki yankısını. Özgürleştikçe tek bir kişinin bile aslında toplumsal kurtuluşa çare olmak için nasıl güçlü bir etki yarattığını… Bu gerçeği anlamayalım diye bize kendimizi küçümsemeyi öğrettiler. Halbuki hepimizin kanında vardı kahramanlık ve Filistin bir ayna gibi belirmişti, kurtulmak için direnen tarafımızda.

 

Eğer o aynaya bakma cesareti gösterirsek, parçalanıp bir ikilik yarattığını ama hâlâ aynı bütünü oluşturduğunu görürüz. Yok sayılmasına ve tarih sahnesinden silinmeye çalışılmasına rağmen kimliğiyle var olmaya çalışarak özünü koruyan yanımızın aksine; masumiyeti katlederek fıtratı bozmaya çalışan, ümidine zulmederek ümitsizliğe hapseden, doymak bilmediği için manaya meyilli tarafını aç bırakan ve aynı zamanda korkaklığı yüzünden sınır tanımayan bir zalim de karşımıza çıkacaktır. Görürüz ki refah kapısını kapatan da kapıyı açacak anahtarı boynunda taşıyan da bizden başkası değildir. Herkes zalim yanına muhalefet etmedikçe de kurtuluş mümkün değil.

 

Bu gerçeği yani içimizde ve dünyada olup bitenleri anlattığımızda, yapay zekâ bile “Bir insan, bütün dünyaya karşı bir aynayı ne kadar koruyabilir?” diye sorup savaşın toplumsal boyutunda bireyin etkisini görebiliyorken pek çoğumuz hâlâ özüne yönelik saldırılarının farkında değil. Sanıyoruz ki başka milletten, dinden, ırktan olduğumuz için yeryüzündeki karanlık bize dokunmayacak. Masum çocukların feryadını ruhlarımızda duymayacağız. Nasıl ki İsrail manipülasyonlarıyla gerçeği çarpıtıp dünyada ikilik yaratmaya çalışıyorsa, sosyal ilişkilerimizde de özümüze yabancılaşalım, kendi gerçekliğimizle hayatta var olamayalım diye bize saldırıyorlar. Aynı şekilde bizim de bir başkasına yaptığımız gibi. Çünkü aynalarımızı kırmaya çalışıyorlar. Kendimize ve birbirimize olan bakışlarımızda şüphenin yer alması için. Böylece zalime karşı bir olamayan devletler gibi biz de aramıza gizli bir el tarafından sokulan fitnelerin kumpasına geliyoruz.

 

Halbuki Madleen gemisindeki Hüdhüd’ün, 7 Ekim günü yaptığı çağrıya kulak verirsek tiranlara ve ejderhalara karşı Sarı Saltuk’un biz olduğunu fark edeceğiz. 30 kuş gibi özgürlük yolunu tamamlamayı başarırsak aradığımız devletin biz olduğunu gösteren sırrı bulacağız. Zaten bugün yaşadığımız durum da gösteriyor ki devletleri var eden halktır. Bireyler adım attığı sürece devletlerin harekete geçmesi kaçınılmazdır.

 

Öyleyse bugün uyuyanları uyandırmak için duymaya ihtiyacımız olan Mehmet Âkif’in sesi nerede işitilecek? Hiç şüphesiz kürsüde değil. Çünkü herkesin gürültüde sesini duyurmaya çalıştığı bir devirde, hakikati insanlara söyleyebilmek için ateşe yaklaşma cesareti gösterebilmek gerekir. Gemidekiler işte tam da bunu yaptı. Hüdhüd’ün izinden gidip “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.” diyerek bize özgürlük yolunu hatırlattı.

 

Şimdi sormalı kendimize: Doğu Türkistan’da akıl almaz bir şekilde insanların kafese konulmaması için onca kurulan tuzaklarla hapsedilen aklımızı kurtarmamız gerektiğini ne zaman anlayacağız? Filistin’de İbrahim’lerin yanmaması için ne zaman ateşe ayak basma teslimiyeti göstereceğiz? Asıl meselenin bireylerle ilgili olduğunu, yani sürü hâlinde insan olma sorumluluğundan kaçmamız nedeniyle acıları ötekileştiren körlüğün galebe çalarak birbirimize karşı duyarsızlaştığımızı ve bu yüzden başımıza gelen her badirede bir olamama beceriksizliğine sahip olduğumuzu fark etmemiz için daha ne kadar insanlığın kıyametine şahit olacağız?

 

Anlaşılan o ki içimizdeki Nemrut’a galip gelmeden ne millete Nemrut olanı alt edebiliriz, ne de ümmete Nemrut olanın başını kesebiliriz. Yine de umudumuz var çünkü tüm yalnızlığa rağmen kırılganlığın direnci sürüyor hâlâ. Kendimizi ararken bulduğumuz ayna, koruyamadığımız için parçalansa da hakikati gösterme işlevini yitirmeyecek asla.

 

Sayı: Sayı 13

Kategori: Deneme

Yazar: Edanur Kaya