Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Ketum Dillerden Cam Vitrinlere

Sır kelimesi; köken olarak Arapça ve Aramice diline dayanan, her iki dilde de ortak anlama sahip bir kelimedir. Etimolojik olarak; gizlemek, saklamak ve hatta Arami dilinde göbek deliği olarak bilinir. Sır kelimesinin, göbek deliği gibi bir manaya ve etimolojik bir hikâyeye sahip olması hayli ilginç. Öyleyse kelimenin bu cihetini başlangıçta belirtmek faydalı olacaktır. Henüz dünya ile tanışmamış insanlar hayata tek bir noktadan tutunur ve o tek nokta ise göbek bağımızdır. O bağ sadece besin taşımakla kalmaz, varoluşun söze dökülemeyen manasını da taşır. Keskin bir bıçak darbesi ile sırrından koparılan insanın bağı düğümlenir ve çukur hâline gelerek bir giz olarak kalır. Artık göbek deliği, basit bir anatomik kalıntı değil mühürlenmiş bir sırdır. Fakat günümüz insanı kendi bünyesinde taşıdığı bu hakikate ve sırra bırakın değer vermeyi öteki insanların sırrına dahi ehemmiyet göstermemektedir. Belki de ötekini anlamak için önce kendi sırrımızı kavrama yolunda bir serüvene atılmamız gerekmektedir. Bu yazının konusu sırrın ehemmiyetine vakıf olanlar ile olamayanları konu edinmektedir.

Öncelikle, herhangi bir şeyi müspet veya menfi yönden gizlemek belki de en mühim insani kabiliyettir diyebiliriz. Çünkü sır dediğimiz vakit; mahremiyet ve öteki insanla kurulan güvenin harcı demektir. Ne yazık ki günümüz insanında en çok zedelenen  durum ise güven duymaktır. Çünkü bu zamanın insanı ne sır ile hemhâl olmayı ne de güveni teminat altına almayı ıskalamaktadır. Gerçek olan şu ki; her insanın kendi çapında sakladığı sırlar ve ötekiyle paylaştığı sırlar vardır. Belkide insan sakladığı sır ve paylaştığı sır kadar vardır?  Ne yazık ki günümüzde sırrı paylaşma furyası aldı başını gidiyor.

Eskiden halk arasında sırrı ifşa edenlere karşı ağzında bakla ıslanmaz denirdi, ne kadar da doğru bir tespit. Şimdi ise bu yergi, bir yaşam biçimine tahavvül etmiştir. Sır saklayanlara ise samimiyetsiz gözüyle bakılmaktadır. Hâlbuki bu yaşam biçimini reddeden, sır saklayan kimseler dostluğun ve samimiyetin muhafızlarıdır. Samimi insanlar tıpkı eskilerde olduğu gibi ser verip sır vermeyen, kelle koltukta gezen ve dahi sırrı bir yük olarak değil bir emanet olarak bilen insanlardı. Günümüzde elbette bu insanlar hâlâ mevcuttur fakat teknolojinin yanlış kullanımı, ilişkilerde oluşan memuriyet hissi ve  gammazlık toplum için bir ur hâline gelmiştir.  

Yeri gelmişken revaçta olan gammazlık konusuna değinmek gerekir. Sırları, işkence ederek yayan bu kimseler nice ocakları ve dahi devletlerin sonunu getirmiştir. Günümüzde gittikçe artan gammazlık pandemisi ve tetiklediği güvensizlik hâli, tıpkı bir salgın gibi her yere yayılmakta ve insanların iç alemini ifsat etmektedir. İkili ilişkilerde yaşanan bu mikro çapta güvensizlik hâli, kümülatif bir şekilde ilerleyerek, toplum nezdinde makro çapta bir etkiye ulaşmasıyla üzücü bir sosyal çürüme hüviyetine kavuşmuştur. Bu toplumlarda “konuşurken freni patlayan insanlar” yoğunlukta olmasıyla birlikte “ağzından kerpetenle dahi laf alınmayan insanlar” bir arada yaşamaktadır. Bu bir toplumsal düalite gerçekliğidir. Hele hele bu karşıtlık durumu sosyal medyaya yansıdığından beri ifşadi yollar her geçen gün artmaktadır. Sosyal medyada bir beğeni ve gündem olma uğruna herkes her şeyi anlatmaya ve göstermeye teşne. Son zamanlarda yaşanan pek çok olay bunu kanıtlar niteliktedir. Oysaki toplumda veya medya hayatında tüm bu olanlara rağmen bazı insanlar sır saklarken dahi “yerin kulağı” var bilinciyle kendi iç alemine dahi sırrı açmaz tıpkı Kemal Sunal’ın repliğinde belirtildiği gibi “kendime bile söylemem.”. Her ne kadar bazı boşboğazlar kafelerde/chat odalarında, bir kahve veya çay eşliğinde döküverdiği sırlarlarla küstah bir samimiyet sergilerken, sırdaş olmanın ebediyeti ile kalbi huzurla taşanlar bu alemde birer ender rastlanılan tür olarak yaşayacaklardır. Velhasıl mühim olan samimi dostlarla muhabbeti tahkim etmektir ve oyulmuş gedikleri tamir etme cesaretini göstermektir. Ve bu da sırra olan sadakat ile mümkündür.

Sayı: Sayı 16

Kategori: Deneme

Yazar: Hikmet Şeyhanlıoğlu