Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

İçsel Yolculuk: Kendini Bulmak ve Anlamı Keşfetmek

Bir zamanlar, “kendimi bulmak” düşüncesi bende hep belirsiz bir kavram olarak vardı. Hedeflerimin peşinden koşarken, sürekli bir şeyler yaparken, bir şeyler elde ederken aslında en önemli şeyin ne olduğunu fark etmemişim; kendim. İnsanın kendisini bulma yolculuğu, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sonu olmayan bir keşif gibi. Bu yolculuğun başlangıcı, bazen bir anlık sessizlikte, bazen de içsel bir boşlukta ortaya çıkar. Bunu fark etmek, zihnimde bir ışık yakmak gibiydi; sanki yıllardır karanlıkta yürüyormuşum da birden güneş doğmuş gibi.

Albert Einstein’ın dediği gibi, “Hayat, bisiklete binmeye benzer. Dengenizi korumak için hareket etmeye devam etmelisiniz.” Gerçekten de, hayat çoğu zaman bir koşuşturma, bir hareketlilikle geçiyor. Koştuğumuz, bir hedefe ulaşmaya çalıştığımız o anda, içsel dünyamızda bir şeyler kayboluyor. Bunu ilk kez fark ettiğimde, tıpkı bir koşucunun hızla ilerleyip birdenbire durması gibi, bir boşluk hissettim. Koşarak ulaşılacak bir hedef yoktu, çünkü zaten her şey içimdeydi. Fakat, bunu anlayabilmek için önce içime dönüp, dışarıdaki dünyadan biraz uzaklaşmam gerekti.

İçine dönme yolculuğunun bir başlangıcı yoktur; çünkü bu yolculuk, insanın kendi varlığını keşfetmeye başladığı andan itibaren sürekli bir devamlılık arz eder. Bazen, hayatın yoğunluğu içinde kayboluruz, ama her kayboluşun sonunda bir buluş vardır. O buluş, insanın kendisini anlaması, kabul etmesi ve nihayetinde dünyayla barışmasıdır. Her gün yüzlerce insanla etkileşimde bulunur, yüzlerce fikirle karşılaşırız, ancak gerçek soruyu kendimize sormak için durmamız gerekebilir: “Ben kimim?” Sokrat’ın dediği gibi, “Kendini bilmek, bilgeliğin başlangıcıdır.” Bu, sadece felsefi bir cümle değil, hayatın her anını sorgulayan bir gerçektir. Kendini bilmek, her anın farkında olmak, içsel bir barışa ulaşmak için gereklidir. Ama bir noktada, kendini bilmek demek, sadece içsel varlığımızla değil; o varlığı kabul etmekle de ilgilidir. Kendini tanımadan huzur bulmak imkansızdır; çünkü huzur, kendini kabul etmekle gelir. Her gün bir adım daha attığımda, o adımın beni daha da yakınlaştıracağını düşündüm. Fakat anlamam gereken asıl şeyin, hiçbir yere gitmeden de bu huzuru bulabileceğim olduğunu fark etmem oldu. İçsel yolculuk, bazen sessiz bir yalnızlık içinde başlar. Bunu birkaç yıl önce bir tatilde yalnız başıma geçirdiğim zamanlarda deneyimledim. O zamanlar başkalarının etkileşimlerinden ve dünyadaki koşuşturmalardan uzaklaşmak istemiştim. Bir hafta boyunca tek başıma bir kıyı köyünde kaldım. O yalnızlık, başlangıçta korkutucuydu, çünkü her gün gözlerimi açar açmaz, o anı yaşamak, her şeyden soyutlanmış bir şekilde kendimi anlamaya çalışmak zorlayıcıydı. Fakat zamanla fark ettim ki, bu sessizlik, benim için büyük bir öğretmendi. O yalnızlık, içinde kaybolduğum değil, yeniden kendimi bulduğum bir alandı. İnsan, bazen yalnız kalmalı ki, içindeki kaybolmuş parçaları bulabilsin. İçime dönme yolculuğu, bir çeşit ‘yeniden doğuş’tur. Hegel’in söylediği gibi, “İnsan kendi tarihini yazan bir varlık olarak her zaman kendi gerçekliğine yol alır.” Bu, insanın kendisini bulma yolculuğunun ne kadar dinamik ve sürekli bir süreç olduğunu anlatan çok derin bir düşüncedir. İnsan, her an kendi gerçekliğine doğru yol alır. Her adımda, bir geçmişi geride bırakıp, bir geleceğe doğru ilerlerken; aslında mevcut olan en büyük şey, içsel dünyasıdır. Her şey o içsel dünyada şekillenir. Bir insanın kendisini bulması, çoğu zaman bir içsel fırtınayla başlar. Fırtına, dışarıdaki gürültü ve karmaşadan çok, içsel bir hesaplaşmadır. O hesaplaşmada, kim olduğumuzu, ne istediğimizi sorgularız. Bu sorgulama, başlangıçta korkutucu olabilir; ama her korku, bir özgürlük kaynağına dönüşebilir. İçsel yolculuğumu anlatırken, uzun zaman boyunca bu fırtınaları yaşadığımı hatırlıyorum. Düşüncelerim, duygularım birbirine karışmıştı. Kendimi kaybolmuş hissediyor, her an bir şeye tutunmaya çalışıyor ama sonra o şeyi de kaybediyordum. Ancak o içsel boşluk, beni ben yapan her şeyin derinliklerine indirdi. Kendi zayıflıklarımı, korkularımı, hayal kırıklıklarımı kabul ettiğimde, aslında en güçlü olduğumu fark ettim.

Günümüzde, dış dünya bizleri o kadar fazla etkiliyor ki, iç sesimizi duyma şansımızın giderek azaldığını hissediyorum. Ama işte o iç ses, gerçek benliğimizi taşıyan en değerli kılavuzdur. İçime dönmek, sadece dışarıdaki sesleri susturmak değil, aynı zamanda içimdeki en saf sesle yeniden bağ kurmaktır. Bunu, hayatıma dair önemli kararlar almadan önceki sessizlikte fark ettim. Dışarıdan gelen her öneriye kulak asmak, başkalarının bakış açılarına göre yaşamak kolaydır; fakat nihayetinde, kendi sesimi dinlemek, beni doğru yolda tutan tek şey oldu. Bir felsefi görüş şöyle der: “İçsel dinginlik, dışsal dünyaya dair kaygıların sona ermesidir.” Gerçek anlamda huzura ulaşmak, dışarıdaki koşulları değil, içindeki huzuru yaratmakla mümkün olur. Kendimi bulmam, dışarıdaki dünyanın etkisinden bağımsız bir noktada gerçekleşti. O noktada, dünyada olup biten her şeyin anlamı, içsel dünyamla şekillendi.

Sonuç olarak; içsel yolculuk, insanın sürekli olarak kendini yeniden keşfettiği bir süreçtir. Kendimi bulmak, dışarıdaki hedeflere ulaşmak değil, her anın farkında olmakla mümkündür. Çünkü ben, ne kadar dışarıya bakarsam bakayım, kendimi ancak içimde bulabilirim. Yalnızlık, kaybolmuşluk değil, içsel bir buluşun başlangıcıdır. Her adımda, her solukta daha çok ben oluyorum. Kendimi bulma yolculuğum, her zaman devam edecek. Zira insan, ancak içsel yolculuğunu tamamladığında gerçekten özgürleşebilir.

 

Sayı: Sayı 13

Kategori: Deneme

Yazar: Ebru Şahin