Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Huruç

Şafağın içinde, güneşten biraz önce

Ciğerimdeki tufanın kanımı tükürdüğü vakit

Sessizlik yokuşunu tırmanırken döne döne

Yakalıyor beni damından sarkmış bir tüfekçi

Ufukların arasından çoğalıyor sesi

Bu geceyi geçemedin.”

Tüfekçiye bir gürültü açabilmek için

Ağzımı arıyorum sızarak rüya oluklarından

Alnımda annemin sıcak dizlerinin izi

Hatırlatıyor bana, ağzımın yerini

Uykularımda satmıştım, alıp satan bir eskiciye

O da vermiş yatağı hâlâ sıcak bir ölüye

 

Bir midye kabuğu içinde bakınıyorum

Yeni doğan buğulu güneşi aralıyorum

O beldeye sürülürken

Arkamda iz bırakmadan kollarımı sürüyorum

Gurbetimi belgeliyor, takılıp düşüşlerim

Gençlik dizilmiş bir baston tutuyor beni

Oysa ben özgürce gidişleri severim

Yüzümün güldüğü yerleri ne uğruna terk ettim?

 

Suyunu unutmuş yakıcı çöl

Beni halatlarla çeken derin kara kıta

Biliyorum artık kaybolduğum yeri

Sesim seçiliyor tüm meşhur kalabalıklarda

Azarını yiyorum yaratıcımın

Pijamasıyla sofra başında ağlayan bir çocuk gibi

Zar zor susuyorum

Bir ses yığını üzerinde yüzse de bedeviler

Şarkılarını bir ağızdan söylemezler

Biliyorum

 

Günü sulayan bir yürek

Çatal olmuş terliyor avucumda

Çatal pusu kurmuşken serapların ardında

Her gövdeden bir parça kırpıla kırpıla dikilmiş

Kırışık mor fistan

Geçirilmiş üzerime, tenim sindirememiş

Sürünse de etekleri

Bir derimi, bir kemiğimi siperlemiş

Sol cebime doldurulurken alevden bir şıra

Sesleniyor avuçlarım

Karıncalar kapında!

 

 

Sayı: Sayı 13

Kategori: Şiir

Yazar: Rümeysa Başaran