Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Gürültü Çağında Bir Elif

İnsan bazen bir harfin gölgesinde kendini bulur. Kalabalık cümlelerin arasında değil de tek bir çizginin içinde… Elif böyledir işte; ilk bakışta sade görünen ama içine bakıldığında insanın bütün yolculuğunu anlatan bir harf. İnce, uzun ve dimdik… Ne sağa yaslanır ne sola. Belki de bu yüzden insan, en çok elife benzemeyi ister farkında olmadan. Çünkü hayatın en zor tarafı ayakta kalmak değil, eğilmeden ayakta kalabilmektir. Dünya insanı sürekli başka şekillere sokmaya çalışırken kendi özünü koruyabilmek, çağın gürültüsüne rağmen içindeki sesi kaybetmemek kolay değildir. İnsan büyüdükçe anlıyor; çocukken defterlere kolayca çizdiği o tek çizginin aslında büyük bir dirayeti temsil ettiğini… Herkesin biraz daha görünmeye çalıştığı bir zamanda sade kalabilmek, gösterişin alkışlandığı bir çağda sessizce kendi yolunda yürümek ayrı bir kuvvet istiyor. Çünkü artık insanlar yorulduklarını bile gizleyerek yaşamayı öğrendi. Sürekli güçlü görünmeye çalışan yüzlerin altında kırılmış ruhlar taşıyor bu çağ. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor ama kimse kendine yetişemiyor. İnsan en çok da bu yüzden uzaklaşıyor kendinden; başkalarının sesi çoğaldıkça kendi içindeki hakikati duyamıyor. Oysa bazı hakikatler bağırarak değil, susarak anlatılır. Tıpkı elif gibi… Sessizdir ama derindir. Gösterişsizdir ama unutulmazdır. Belki de insanın içini dinlendiren şey tam olarak budur: Fazlalıklardan kurtulmak. Çünkü ruhu yoran sadece acılar değildir; yapmacıklık da insanı tüketir. Sürekli başka biri gibi davranmak, olduğundan farklı görünmeye çalışmak insanın içindeki dengeyi bozar. Bu yüzden eski insanların yüzünde başka bir huzur vardı. Az konuşurlar ama çok şey anlatırlardı. Şimdi ise herkes konuşuyor fakat kimse gerçekten anlaşılmıyor. İnsan modern zamanlarda en çok samimiyeti özlüyor. Bir çıkar hesabı olmadan edilen bir sohbeti, içten edilen bir duayı, yorulduğunda omzuna bırakılan sessiz bir eli… Çünkü insanı ayakta tutan şey çoğu zaman büyük sözler değil, küçük ama gerçek duygular oluyor. İşte elif tam da burada anlam kazanıyor; insanın özüyle arasında kalan son çizgi gibi… Eğrilmeden durabilmek, sertleşmeden güçlü kalabilmek, kırılınca da tamamen dağılmamak. Tasavvufta “elif gibi olmak” derler bazen. Dimdik durmak ama kibirlenmemek… Çünkü gerçek vakar bağırmaz. Kendini sürekli ispat etmeye çalışmaz. Ne olduğunu bilen insanın sesi zaten sakindir. Belki insanın olgunluğu da burada başlıyor; güçlendikçe daha merhametli olabilmekte. Hayat insanı ya sertleştiriyor ya da derinleştiriyor çünkü. Kimisi yaşadığı acıyla taşlaşıyor, kimisi aynı acıyla başka insanların yarasını anlamayı öğreniyor. Bu yüzden bazı insanlar kalabalıkların içinde bile yalnız hissederken bazıları tek başına huzurlu olabiliyor. Çünkü insanı tamamlayan şey sayı değil, anlamdır. Ve bazen bir ömür boyunca aranan şey, yalnızca insanın içindeki o doğru çizgiyi kaybetmemesidir. Günün sonunda geriye büyük cümleler, gösterişli hayatlar ya da alkışlar kalmıyor çünkü; insanın dünyadan ayrılırken bıraktığı duruş kalıyor. Belki de bu yüzden bazı harfler sadece okunmaz, yaşanır. Elif de onlardan biridir.

Sayı: Sayı 19

Kategori: Deneme

Yazar: Ebru Şahin