Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Gölgenin Yoldaşlığı Üzerine: Bir Adam, Bir Gölge, Bir Yolculuk…

Bazı yollar insanı zifiri karanlığa götürmez, o karanlıkla yüzleştirir. O karanlıkta bir çift göz, bir ses, bir yoldaş ararsın. Bulamazsın. İşte tam o an; en sadık şey düşer insanın önüne: Gölgesi.

Necip Fazıl Kısakürek, Paris sokaklarında “Kaldırımlar”da yürürken yalnız değildi. İnsanlar etrafında yoktu; ne bir dostu, ne eşi, ne de yareni… Bir Rabbi vardı, bir de gölgesi. Sessiz, sabit, sadık. Ne bir söz bekler ne de bir ihaneti koynunda taşır. O gölge, belki de Üstad Necip Fazıl’ın içini en iyi bilen varlık. Kaldırımlar boyunca yürüyen bir adam ve sırtına vuran ışıkla önüne düşen yalnızlık silüeti. Gölge, bazen bir dost, bazen bir şahit, bazen ise hiç anlatamadığın sırlar ve o sırları taşıyan sırdaş…

Gölge; tenin izdüşümü, ruhun sessizliği… Ağaçlar gibi. Her ağaç aynı gölgeyi sunmaz. Söğüt, gövdesiyle sarkar insanın üzerine, huzur verir, mola yeri olur, tefekküre çağırır. Ama ceviz ağacının gölgesi… Derin, ağır, sersemletici; bazı durumlarda ise öldürücü. Tıpkı insanın içindeki gölgeler gibi. Bazısı seni büyütür, yaşatır; bazısı ise parça parça, adım adım yakar, kavurur ve öldürür.

İnsan, gölgesiyle iki taraflı bir denklemde yaşar. Bir tarafı zahir, diğer tarafı batın. Bir tarafı öz benliği, bir tarafı kendisinden kaçtığı sanrılar.  Yine de, bu dünyada insanı yalnız bırakmayan tek varlıktır gölgesi. Gün doğar ardına düşer, gün batar önünden yürür. Gecenin en koyu ânında bile, ay ışığında, adım adım insanın peşinden gider, yanında yürür.

Benim de bir gölgem var. Bazen tanıdığım bir duruş, bazen anlamadığım bir silüet. 5 Ağustos 2022’de, gölgemin başka bir silüete büründüğünü fark ettim. O artık sadece beni izleyen bir silüet değildi. Ruhuma yürüyen, beni çağıran bir ışıktı. Onunla ilgili şu dizeleri yazdım:

Gölge Kız 

(5 Ağustos 2022)

Adam yanında bir gölge taşıyordu…

Kendi gölgesinden bambaşka bir gölgeydi bu…

Her an adamın peşinde takip ediyordu onu…

Karanlıkta yolunu aydınlatıyordu,

Ruhunu sarıyordu adamın…

 

Kendi gölgesini takip etmiyordu adam.

Diğer gölgenin peşinden gidiyordu…

Sokaklarda diğer gölgenin sahibini arıyordu adam…

Diğer gölgenin sahibinden bir iz arıyordu…

Onunla ruhu aydınlanıyordu…

 

Duvarlara siluetini çiziyordu…

O gölgeyi nakış nakış işliyordu duvarlara

Silueti gözünde büsbütün canlandırıyordu…

Şehrin bütün duvarlarında onu görüyordu…

Şehrin bütün sokakları onunla aydınlanıyordu…

 

Kendi gölgesi ile yan yana yürüyordu bu gölge…

Adam hiç gitmesin istiyordu…

Hiç eksilmesin istiyordu…

Dilinden birtakım lakırdılar dökülüyordu…

Gölge kız diyordu adam…

Gölge kız hiç eksilmesin diyordu…

Ve sonsuzluğa doğru yürüyordu…”

 

Gölge Kız… O benim şiirimdeki figür değil sadece. O, ruhumun yansıması. Bazen benliğimden sızan bir ışığın parıltısı, bazen de içimin karanlığından doğan bir suret ve sîret. Onu görmediğim zaman eksiliyorum, hissetmediğimde bir çiçek misali soluyorum. Çünkü o, “ben”in dışa vurduğu ve ilahi bir ezgiyle gelenin benlikle tanıştığı yer.

Tasavvufta insanın nefsiyle, kalbiyle, ruhuyla ve Rabbiyle olan ilişkisinde gölge, benliğin farkındalığıdır. Kimi zaman gölgemiz nefsimizin izdüşümüdür, kimi zaman ruhun yansıması, kimi zaman hakikat yolculuğundaki yoldaşımız. O yüzden gölgemize nasıl baktığımız, yaklaştığımız, kendimize nasıl baktığımız ve kendimize nasıl yaklaştığımızdır.

Ve şunu derim şimdi:

Bazı insanlar gölgelerinden kaçar,

Bazıları gölgelerine yaslanır.

Ben gölgemde Rabbimi ararım.

Bazen “gölge kız” olur bana yoldaş,

Bazen “gölge derviş”,

Bazen de gölgeler arasında sıkışıp kalmış bir “gölge münzevi”…

Ben hep yürürüm. Yola revan olmuş bir şekilde, kaldırımların sessiz diliyle, Necip Fazıl’ın hüznüyle, kelamıyla, kaleminin kudretiyle içimdeki karanlıktan, aydınlığa geçerek… Gölgeme tutunarak.

Sayı: Sayı 14

Kategori: Deneme

Yazar: Muhammed Alperen Varol