Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Elif: Sürgün ile Aşk Arasında İnsan

  Elif’im noktalandı

                                                                                           Az derdim çokçalandı

                                                                                        Elif Dedim Türküsü//Anonim

 

İnsanın hikâyesi, Elif olmaktan uzaklaşmasının hikâyesidir.

Elif birdi, eğilmemiş, bölünmemiş, kalabalıklaşmamıştı. İçinde dünya yoktu. Sonra insan dünyaya düştü. Kalbi çoğaldı, sesi çoğaldı, arzuları çoğaldı. Her çoğalış, insanı kendinden biraz daha uzaklaştırdı.

Dünyaya düşmek, kalabalıklaşmaktır. Kalabalıklaşmak ise Elif’in tek, dikey ve lekesiz sükûtundan çıkıp harflerin büküldüğü, kelimelerin gürültüye dönüştüğü bir gurbeti yaşamaktır. İnsan yeryüzüne adım attığı an, ahiretin ebedî birliğinden uzaklaşır. İçimizdeki yalın çizgi kırılır, arzuların, şehvetin ve ihtirasların içinde eğiliriz. Dünya bizi çoğalttıkça, asıl vatanımız olan sade hâlimizi kaybederiz.

Tam bu kayboluşun ortasında göğsümüze bir sızı saplanır: Aşk.

İnsan en çok aşk karşısında yaralanır. Aşk, unuttuğu ilk harfi, Elif’i hatırlatır. Beşerî bir başlangıçla doğar, insanı daha derin, daha sessiz, daha yüksek bir menzile doğru çağırır. Kalp bir başkasına doğru çekildiğinde dünyalık gürültüler yavaş yavaş susar.

Aşk, sevgili karşısında savunmasız kalmaktır. İnsan sevgilinin varlığında önce taşar, sonra eksilir, gururu, dünyaya olan iştahı, kalabalıklara olan inancı birer birer dökülür. Geriye yalnızca göğsünde taşıdığı tek bir sızı kalır. O sızı, insanı yeniden birliğe çağıran en saf sestir.

Sevgilinin yüzünde parlayan nur, ruhun derin hafızasını uyandırır. İnsan aşkın karşısında yaralanırken aynı anda dünyalıklardan arınır. İçindeki ilk sürgünün sızısını duymaya başlar. Aşk, insanı yeniden Elif olmaya çağıran kuvvetli ve sarsılmaz bir davettir.

İnsan, dünyaya sürgün olduğu günden beri mahzundur. Bu yüzden hiçbir yer ona tam anlamıyla yurt olmaz. İçimizde, nereden geldiğini bütünüyle hatırlayamadığımız, özlemini ise hiç kaybetmediğimiz kadim bir vatan saklıdır.

İnsan bazen en büyük yalnızlığı kalabalıkların ortasında yaşar. Sürgün, insana yalnızca bir ceza olmamıştır, aynı zamanda insanın kendi hakikatinden uzaklaşmasına da kapı aralamıştır. İçinde bulunduğumuz dünya insana sayısız ses verir ama kendi sesini de unutturur. Bu yüzden bazı geceler insanın içine sebepsiz bir hüzün çöker. Kalp ve ruh unuttuğu yere doğru sessizce çağrılmaktadır. İnsanın her iç çekişi belki de bir özlemi barındırır…

İnsan sevdiği kişiye yalnızca bir insan gibi yaklaşmaz, onun yüzünde eve dönüş ihtimalini arar. Bazen aşk, bir insandan çok kaybedilmiş bir hatıra olur.

Sezai Karakoç, “Senin kalbinden sürgün oldum ilkin bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği” diyerek, bütün sürgünlüklerinin ilk sürgünün bir uzantısı olduğunu söyler. Sanki her ayrılık, insanın dünyaya düştüğü o ilk anın yankısıdır. Belki de insana duyulan aşk ve bir insana sarılmak tam olarak budur, kendi içimizdeki gurbeti bir anlığına dindirmek ve içimizdeki derin sızıyı susturmaya çalışmaktır…

İnsan sevdiği kişide çoğu zaman kendisini arar. Aşk, iki insanın birbirine bakmasından çok, insanın kendi eksikliğini ilk kez fark etmesidir. Sevgilinin gözlerinde görülen şey yalnızca bir yüz değildir, insan orada kaybettiği masumiyetin, unuttuğu sükûtun ve çocukluğundaki saf kalbin izini görür. Bu yüzden bazı bakışlar yıllarca unutulmaz. İnsan aşk hâlinde bir başkasının ruhundaki aynadan, kendi ruhundan düşen parçanın yansımasına bakıyordur.

Kalbine düşen tek nokta bazen bir bakış, bazen bir isim, bazen de dinmeyen bir hasret olur. O andan sonra insan artık aynı kalamaz. Belki de insanın “Elif’im noktalandı” dediği yer bir bütün olmaktır, tamamlanmaktır. İnsan aşk ile parçalanır, tam da bu kırılışın içinde fazlalıkları dökülmeye başlar. Bütün aşklar, insanın yeniden Elif olabilmek için çıktığı uzun bir dönüş yolculuğudur.

Beşerî olanın ilahî olana dönüşmesi, kırılan aynadan sızan asıl ışığı görebilmektir. Hiçbir fani, insanın içindeki sonsuz boşluğu bütünüyle dolduramaz. Beşerî aşk, bize unuttuğumuz ilk harfi ve aynı zamanda hakikî eksikliğimizi de öğretir. Aşk, hakikatin peşine düşmektir.

İnsan bir yüzün ardından yürürken farkında olmadan yüzlerin ve ötelerin ötesindeki “Bir”e yaklaşır. Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, yön göstermek için girerler. Kalpte açtıkları yara, bizi kendilerinden daha büyük ve asıl olan hakikate çağırır.

Bir gün insan fark eder, aradığı huzur, hiçbir yüzde tam karşılığını bulamamıştır çünkü insanın aradığı hakiki huzur fani dünyanın hiçbir yüzünde yoktur, o huzurun kendisi tüm geçici yüzlerin arkasındaki sessizliğe aittir. Göğsündeki sızı o anda değişmez, anlam kazanır. Sürgün yemek bir kayıp acısı olmaktan çıkıp, bir yön işareti olmuştur.

İnsanın sürgünü belki de hiç bitmez. İnsan ise neden sürgün olduğunu bilir. Bilmek, bazen eve dönmekten daha çok eve benzer.

Ev ise sükûtun başladığı yerdir.

Sürgün bitmiş, dünya gurbetinin ağır melankolisi huzura dönüşmüştür.

Belki de insanın bütün yolculuğu budur. Dünya ile çoğalıp yorulduktan sonra yeniden eve dönmek… Kalbin içindeki bütün fazlalıklar sustuğunda geriye yalnızca hakikat kalır. İnsan o vakit anlar ki hakikî dönüş bir yere gitmek değil, öteden beri içinde, yanı başında duran Elif’e yeniden yaklaşabilmektir

Yolun başında gurbete düşen insan, yolun sonunda hakiki sevgilinin varlığında eriyerek teslimiyete bürünür. İlk harf başladığı yere, yani sahibine geri dönmüştür.

İnsan bütün bu kırılışların ardından yeniden sadeleşip özüne dönerken, yolculuğun sonunda kaybettiği aşkı yeniden bulur: Elif’i.

Sayı: Sayı 19

Kategori: Deneme

Yazar: Muhammed Alperen Varol