Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Elif Diyorum, Sitare Sineme Elif Çekiyorum.

Bazen şiirin elimizden tuttuğu yerden ayağa kalkmak gerekir. Nereden geldiğini anlamadığın bir sevincin gölgesinde serinlemek gibi… “Nereden çıktın karşıma böyle, Sitare?” diyor şair. Şaşkınlığın arkasındaki mutluluğu böyle gösteriyor. Büyük bir hadise yankı bulduğunda önce şaşkınlık, ardından rahmet gelir.

Mesela ilk vahiy indiğinde Peygamber şaşırmıştı. Tedirginlik yerini sükûnete bıraktığı zaman ise nur doğmuştu ve insanlığın altında serinleyeceği gölge yayılmıştı. Yeniden doğmuş gibi, yeniden başlama şansı verilmiş gibi… Bu kutlu ümmete sinelerine elif çekme, yönlerini kıbleye dönerek yolculuğa başlama fırsatı verilmişti. Bu yürüyüşte yolda kalmak da vardı, yoldan dönmek de. Çile de vardı, hikmet de. Kaybolmak da vardı, bulunmak da. Ölüm de davetliler arasındaydı, diriliş de.

Yolun sahibi Allah’tı; mükâfat da O’nun hikmetinde saklıydı. Bu yüzden sıkıntılar, yürüyüşün ağırlığını değiştirmiyordu. Çünkü diriliş nesli için mesele, yolun sonunda Rabbin hikmetine teslim olabilmekti. O’nun adıyla var olmak, O’nun adıyla yürümekti. Öyle bir yürüyüştü ki bu; onu yok etmeye gelen bile onda kendinden bir parça buluyordu. Eksilmeden, kaybolmadan; aksine tamamlanarak… Bu nur etrafı sessizce aydınlatıyor, bir gül kokusu gibi yayılıyordu dünyaya. O kokuyu fark etmek ve onunla hemhâl olabilmek ise başlı başına bir nimetti.

Eski zamanların birinde gül yetiştiren bir adam varmış. Bahçesi kocaman, müthiş güzel kokan güllerle doluymuş. Ne var ki bu adama meczup gözüyle bakılıyormuş. Çünkü neden bu işle kafayı bozduğu anlaşılamıyormuş. İnsanlar bu adamın kocaman güller yetiştirme sebebini “Kendini kaybetmiş bir meczup o.” diyerek anlamlandırmışlardı. Kendisine sorulduğunda ise güzel kokuyu sevmenin sünnet olduğunu bildiğini söylermiş.  Belki de ömrünün sonlarına geldiği için kendinden bir seda bırakmak, Peygamberin sevgisiyle rızıklanmak istemişti. Ömrüne gülle başlamadıysa bile gülle bitirme arzusundaydı.

Yayılan gül kokusu diriltmişti insanlığı. Elif diye başlandı sözlere. Bu tevhid başlangıcı bütün putları yıkmış, insanların içindeki putları devirmişti. İnsanlığa insanlık gelmişti. Dimdik ve onurlu bir duruş başlamıştı. Müminin amentüsü eliftir. Öyle sağlam ve öyle diri bir başlangıçtı ki sarsılmazdı. Gün geçtikçe daha da güçlenerek devam ediyordu. Çünkü hak geldiği vakit batıl zayi olmaya mahkûmdu.

Eziyetlere, cefalara, öylesine büyük acılara göğüs gerebilen ümmet, dimdik durabilmeyi ve yola devam edebilmeyi elif gibi olmaktan öğrenmişti; ondan almıştı gücünü. Bu acıların karşısında sinelerine elif çekip yola devam ederek gül kokusunun izinden yolun mutlak sahibine ulaşma gayesiydi onları diri tutan.

Bu yüzden müminin bahçesi her daim gül kokar. Bu gül kokusu aydınlatır dünyayı. Elifle dirilen bir çağı ise hiçbir şey noktalamaz. Üstat Rasim Özdenören’in bu sözleri de o zamanlara ayna nispetindedir:

“Taş devri gibi, tunç devri gibi, insanların bir de gül devri geçirdiklerini düşünüyorum. Nasılsa o devirden kalma birtakım adamlar yaşıyor yeryüzünde… Kim bilir?”

Sayı: Sayı 19

Kategori: Deneme

Yazar: Meryem Hanne İnan