Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Derdinin Abidleri

Davamız kuru bir cihangirlik davası değildir,” diyen Ertuğrul’un derdi, cihangirlik olmadığı için altı yüz senelik bir ömür biçti Osmanlı’ya. “Hepsinden iyice bir gönüle girmektir,” dediği için Yunus, “Bizim Yunus” oldu. Çünkü derdi insan kazanmak değil, gönül kazanmaktı. Şehit olduktan sonra cesedinden bile korkup, mezarı başında nöbet tutturan İngiliz Siyonistler unutturmaya çalıştı Hasan el-Benna’yı. İskenderiye’yi sokak sokak dolaşıp “Allahu gayetunâ” diyerek haykırdığı için unutmadık onu. Çünkü onun da gayesi, İ’lâ-yı Kelimetullah’tı. “Hocamın atından sıçrayan çamur benim için şereftir,” deyip o kaftanı kabrinin üstüne serdirdiği için Yavuz Selim, Sultan oldu.

Dertliydiler. Gecenin abidi, gündüzün mücahidi oldular. Kimi ilim için rıhleler yaptı, diyar diyar gezdi; kimi davasını anlatmak için sayfa sayfa yazdı. Kimileri de bu topraklarda adalet ve hoşgörü ile yaşansın diye kendi hayatını yaşamadı; at üstünden yere basmadı.

Dertliydiler. Derdinin çilesini canıyla ödeyip yıllarca zindanlarda kalanlar da vardı, yurdundan sürülüp garip kalanlar da. Lakin dermanı yalnızca Rablerinde buldular. Nihayetinde derdi veren, dermanı da hazırlıyordu.

Hepsinin omzunda dünyalar kadar yük vardı, belli ki. Onlar, İslam davasını yüklenmekten de, dertlenmekten de geri durmadılar.

Aşkı olmayan kulu kırka bölesim gelir,” diyen Bizim Yunus derde aşıktı. “Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni,” diyerek Doğu Roma’nın surlarına haykıran Mehmet de âşıktı. Tarihin en zorlu döneminde yazdığı risalelerle kapitalistlere meydan okuyan Said Nursi, yargılandığı mahkemede “Suçluysam idam edin, değilsem beraat. On bir ay hapis, at hırsızlarına verilir,” derken o da seviyordu derdini.

Onlar için kul olmak, Allah aşkıyla kül olmak demekti. Büyük dertleriyle büyük izler bıraktılar arkalarında. Biz onları dertlerinden tanıdık. Dertlerini anladık da, derde âşık olmayı anlayamadık. Âşık olunacak derdin sırrına vakıf olamadık. Gönül ateşinde abdest suyu kaynatan Aziz Mahmud Hüdayi gibi yanmadı yüreğimiz.

Nureddin Mahmud Zengi’nin zamanındaki bir marangoz kadar Kudüs için dertlenmedik hiçbirimiz. Dertlenmekten korktuğumuzdan mıdır, yoksa derman bulma endişemizden midir bilinmez ama Rabbinin derdi varsa insanda, derman olsa da olur olmasa da. Kelamın incisi, sükûtun efendisinden; yine Bizim Yunus’tan yazalım: 

Senin aşkın beni benden alıptır,

Ne şirin dert bu dermandan içeru.”







 

                                                                                                                                                                

 

Sayı: Sayı 18

Kategori: Deneme

Yazar: Şehrigül Parlak