Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Buyurun Cenaze Namazına

Sela okunuyor… Benim cenazemin selası bu.

Sonunda öldüm demek. Zaten herkes bunun olmasını bekliyordu.

Beklemek ne kelime hatta ölmemi istiyorlardı. Yanımda, beni pencerede gördüklerinde verdikleri ufak baş selamlarından sonra, evimin kapısının önünden geçerken ya da herhangi bir dedikodu sohbetinde sıra bana geldiğinde “Allah emanetini alsa da kurtarsa zavallıyı.” gibi birçok iyi niyetli dua cümlesi duyabilirdiniz. Hahahah kusura bakmayın ama çok komik geliyor. Neyse ki artık yaşamıyorum. Herkes muradına erdi sayılır.

Şimdi kim bilir evin hangi odasındayım; hangi odada, hangi perdeler kapalı? Acaba üzerime hangi toz kokan, eski oyalı, saçma sapan renkli yazmamı örttüler? Tiftiklerini bile hissediyor gibiyim o yazmanın. Münevver, benim gelin, çay koymuştur şimdi gelenler için. Gelenler, buyrun çay için; öldüm ben. Öldüğümü görüp sevinin. Çoluğumu çocuğumu kınayın oturduğunuz yerden. Benim gençliğimi hatırlayın, ahlanıp vahlanın biraz da ortalık şenlensin. Benim oğlan pide yaptırmış hayrına dağıtmak için. Pide yetmedi diye birbirinize girmeyi de ihmal etmeyin. Ağıtçılar! Verin müziği arkadan, heh böyle çok güzel oldu. Evet efendim, madem herkes yerini aldı, çaylar geldi… Madem artık evin, köyün kıymetlisi oluverdim; o hâlde ben de anlatmaya başlayayım. Beni karanlıklarda unutanlara üzerimde kefen, kefenimin üstünde sapı ahşap bir bıçakla sesleneyim:

 Bendeniz Feride. 82 yaşında göçüp gittim bu dünyadan. Zamanında boylu poslu, çok güzel bir hanımdım.

Bu Feride teyze var ya, zamanında çok heybetli bir kadındı. Yelinden korkardı gelinleri yelinden.”

Ölünce tabi sizi kimse duymuyor araya girme hadsizliğinde bulunabiliyorlar. Neyse, evet epey heybetli, güçlü kuvvetli bir kadındım. Elimden her iş gelirdi ama hiçbir işe tırnağımın ucunu dahi sürmezdim. Gelinlerim, çocuklarım ne güne duruyordu? Görsünlerdi tüm işimi gücümü. Evin büyüğü ben değil miydim? Bunca yıl onları ben yedirip içirmemiş miydim, biliyorlardı yaptırdığım evlerde oturmayı kalkmayı, tabii ki yapacaklardı istediğim her şeyi.  

Ama işte işler hep öyle yürümüyor. Evin büyüğüyüm güya, o yüzden saygı gösteriyorlar sanıyorsun. Sonra yavaş yavaş sana “yardım” etmeye başlıyorlar. “Aman anne, sen kalkma biz yaparız.”, “Aman Feride teyze ben asarım çamaşırı, ben yaparım yemeği.”, “Aman dikkat et anne düşersin.” Ama yemezler. Sonra o yardımlar bir bakmışsın seni kendi evinde misafir odasına düşürmüş. Eşyaların yavaşça yer değiştirmiş. Artık yemekler sana göre çok tuzlu ama senin tansiyonun var, mazallah fırlarsa ne olacak? Evin içinde bir köşeye büzülüp kalıyorsun, köşen ışık bile almıyor. Ve tebrikler artık yoksun. Adım adım sildiler seni hayattan, sana yardım ediyoruz diye diye.

Bir gün hiç unutmam, oğlum beni tuvalete götürmeye çalışıyordu. Zaten artık hiç ayakta duramıyorum tek başıma, zar zor kaldırdılar yattığım yerden. Tuvalete gidene kadar bir saat geçmiştir. O sırada da Ali’nin, oğlumun yüzüne baktım. Yüzünde gördüğüm o çaresizlik, o acıma yok mu? O kadar sinirlendirdi ki beni, kendimi yere atıverdim. Üst üste düşüverdik. Ali de sandı ki kendi düşürdü beni. Oh olsun. Beni zayıf sandınız ya, alın size zayıflık. Hemen apar topar hastaneye götürmek istediler beni tabi. Ama yok, gider miyim o kadar kolay? Zaten düşünce ayağımın üstüne düştüm, çok canım yandı. Arabaya da üç kişi zor bindirdiler. Kaldıramadılar tabi hahaha.

Gelinim Münevver… Eh onun da hakkını yiyemem şimdi. Belki içten içe beni gerçekten sevmeye çalıştı. Ama beceremedi hiçbir zaman. Tamam ben de çok sevgi dolu bir kaynana değildim Allah’ı var şimdi. Ne zaman üstüme eğilse, benimle ilgilense, bir yerimi düzeltmeye çalışsa benimle göz göze gelmemek için kırk takla atardı Münevver.  Ben de fırsat bu fırsat, sanırsın bir daha bırakmayacağım gibi tutardım yakasından. Öyle kuvvetli asılırdım. Kalkamazdı üstümden de bakmak zorunda kalırdı gözlerime. Korkardı gözlerime bakmaktan. Birkaç saniye afallardı, mecbur gelirdik göz göze ama sonra sıkıca yumardı gözlerini. Başlardı bağırmaya: “Aliii! Annen beni boğmaya çalışıyor, gel kurtar beni.” diye. Gelen giden olmazdı tabi. Gelinimi ne diye boğacakmışım ki? Yanımda götürecek hâlim yok ya. Tövbe estağfurullah.

Gelelim yanıma, güya beni ziyarete gelen eşime dostuma… Ne yalan söyleyeyim Allah da sizi kahretmesin. Hangi ahlaka sığar acaba yanımda ettiğiniz dedikodular? Bir de gelip bana güya şefkatli şefkatli bakmalarınız yok mu, Allah sizi iyi etmesin. Ciğerinizi bilmesem inanacağım. Başucuma oturup Münevver’le emekli maaşımın akıbetini mi konuşmadınız, ben orada olsam da sanki yokmuşum gibi eşyalarımı mı paylaşmadınız, daha neler neler… Hatta biriniz aylardır giyemediğim bir paltomu alıp gittiniz de gıkımı çıkaramadım ya. İşte o çok içime oturdu. Rahmetlinin hediyesiydi o palto bana. Yani çoluğum çocuğum arasında eşya gibi dolaşmak bu kadar canımı sıkmamıştı, öyle söyleyeyim. Ha bir de… Ne meraklıymışsınız siz de canım ölü görmeye? Sağlığımda gelmediniz beni bu kadar görmeye, şimdi de yattığım yerde rahat vermiyorsunuz, yüzümü açıp açıp duruyorsunuz. Alın bakın çok mutluyum öldüğüm için, utanmasam kahkaha atacağım.

“Ay ablaa, mefta gülüyor mu yoksa bana mı öyle geliyor? Euzubillahimineşşeytanirracim.”

Evet efendim… Buraya kadar anlattım, siz de dinlediniz. Şimdi beni almaya geliyorlar. Gömecekler. Vallahi anlattığım gibi çok da iyi bir hayat yaşamadım. Kurtulamadım kibrimden, gururumdan ama ne yapayım? Bu ikiyüzlülük çok kanıma dokundu. En azından öcümü aldım. Kim bilir hanginiz omuzlayacak tabutumu? Yüksek ihtimal köyün o namussuz imamı kıldıracak namazımı. Münevver ağlayacak bir yandan da kim onu izliyor acaba diye yan yan bakacak millete. Ayılıp bayılıp emekli maaşıma yapılacak kesintiyi düşünecek. Ah zavallı Münevver, nasıl geçinecek bu saatten sonra falan da filan.

Ağıtçılar, aferin iyi iş çıkardınız. Kadınlar da salavat getiriyor, maşallah pideyi beğendiler demek ki. Kimi usulen, kimisi gerçekten okuyup üflüyor. Ama ne fark eder, ben bir tek elhamla gulhüvallayı bilirim. Bir de innatayna. Yeter…

Beni almaya gelenler geldi, aldılar, getirdiler, koydular mübarek musalla taşına. Şimdi gerçekten gidiyorum ama tekbirimi almayı da o namussuz imama bırakmam.

Hatun kişi niyetine, Allahu Ekber!

Sayı: Sayı 14

Kategori: Öykü

Yazar: Melike Nur Coşkun