Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Bir Nefes Mola Dinlenme Tesisi

Otobüs asfalt yolda hızla ve sarsılmadan ilerliyordu. Terminale varınca ilçeye gitmek için bineceği minibüs, şose yolda yolcuları sarsa sarsa götürürken muhtemelen bulantısı artacaktı. Belirli aralıklarla yoklayan mide bulantısını muavinin ikram ettiği tuzlu krakerle bastırmaya çalışıyordu. Açlıktandır diye düşündü.

Mola yerinde paraya kıyıp patatesli gözleme yemeyi planlamıştı fakat otobüsten inerken yol verdiği ihtiyar bir kadına refakat etmek zorunda hissetmişti kendisini. Aynı otobüsün yolcularıydı, bir yerde kader birliği ediyorlardı. Bir kaza olsa misal, beraberce aynı can pazarına düşmeyecekler miydi? “İnsan, insan içindir.” diye mırıldandı. Yalnızdı, belliydi. Dinlenme tesisinin kapısında endişeyle duruverdi ihtiyar kadın. İçeri girip girmemekte tereddüt etti. Pervin kendisine ulvi bir amaç bulmanın tatminiyle koştu yanına. Tanıştı, girdi koluna. Mescidde de beraberce namazlarını eda ettiler. Namazdan sonra dinlenme tesislerinin mecburi son durağı olan lavaboya uğradılar. Kadın girdiği tuvaletten çıkmak bilmiyordu. Öyle korktu ki Pervin, kaçıracaklardı otobüsü. Eskisi gibi değildi gerçi, otobüsler hemencecik gidip de bir başına bırakmıyordu yolcusunu. Otobüs kalkmak üzereyken anons ediliyordu artık. Hâlâ anons edilmediğine göre aceleye mahal yoktu.

Lavaboya yöneldi. Hiç adeti olmamasına karşın aynaya bakıp başörtüsüne çeki düzen vermeye niyetlendi. Sıkıca bağlardı örtüsünü, başına bol iğne ile sabitlerdi ki olur olmadık gevşemesin, düzeltmeyle uğraşmak gerekmesin. Gözü aynadaki aksine takıldı. Yaş aldıkça teyzesine mi benzemişti sahiden? 

Teyzesini düşündü. Kendisine özgü kırçıllı sesi, yüzünü karakteristik kılan kemerli ince burnu, henüz ellisinde tamamen kırlaşan saçları ile Cihan teyzesi. İsminin Cihan konması, erkek bebek bekleyen bir ailenin yaşadığı hayal kırıklığını başından savamayıp, kız bebeğe halihazırda bulunan erkek ismini vermesi gibi bir hikâyeye dayanmıyordu. Rahmetli dedesi kızlarına hayran biriymiş. Doğan her kızını bir lahza düşünmeden bağrına basarmış. Teyzesini kucağına alır almaz, Cihan demiş. “Güzelliği bin cihana değişilmez.” Teyzesi için tekne kazıntısı denemez. Ondan bahsederken kullanmaya uygun bir tabir değil. Sonnur, songül, son sevgili… 

Orada yaşı yeten, teyzesini görüp bilen herkes Pervin’i rahmetli küçük teyzesine benzetmişti. İki hafta sonra düğünü olacak yeğeninin gelin evini elbirliği ile yerleştirmişlerdi. Sadece iki güncük kalabilmişti. Az kalacak olmanın verdiği mahcubiyetle var gücü ile gayret etmiş, kendisini epey yormuştu. İşten kaçıyor gözükmekten, arkasından bu şekilde konuşulmasından ölesiye korkardı Pervin. Tek halasıydı yeğeninin, gitmese olmazdı. Hiçbir şey yapmasa bile orada bulunmalıydı. Yapar gibi dolanmalıydı hiç değilse. Tabii hiç Pervin’e göre bir hâl değildi bu. Canını dişine taktı, her işe daha çağrılmadan koştu. Düğüne kadar abisinin evinde kalabilirdi aslında, yengesi severdi onu. Pervin de rahat ederdi onların evinde, buzdolabını bile rahatça açabilirdi sözgelimi. Canının çektiğini alıp yemezdi ama yiyebilirdi nihayetinde. Pervin için önemli bir samimiyet ölçütüydü bu. Otobüsteki koltuğuna yerleşir yerleşmez içinde bir pişmanlık duydu. Kalsa mıydı acaba? Biraz daha işe yarardı belki. Akrabalarla daha çok vakit geçirir, hasret giderir, hasreti eskitirdi. “Yok yok iyi yaptım.” diye düşündü. Gelininin son aylarıydı, riskli bir gebelik geçiriyordu. Hastanenin riskli gebelik bölümünde bir süre yatmış, “Çok dikkatli olun.” tembihiyle bir hafta önce taburcu edilmişti. Evde istirahat ediyor, daima sırt üstü yatıyordu kızcağız. 

Dünürü hamile kızına karşı oldukça kayıtsızdı. Oysa tek kızıydı ve ilk kez anneanne olacaktı. “Nasılsa siz varsınız Pervin Hanımcığım, içim son derece rahat. Onunla benden ziyade, layıkıyla ilgileneceğinizden zerre şüphem yok efendim.” demişti. Öyle kibar bir şekilde ve özenli kelimelerle ifade ediyordu ki kendisini Pervin ne diyeceğini şaşırıyordu. Mahcup bir tebessümle “Tabii dünür, sen hiç merakta kalma, gelinim bana emanet.” sözleri çıkıvermişti ağzından. Oysa günler öncesinden hazırlık yapmıştı. “Ayol, dünür hiç olur mu! İnsanın anası başkadır, ne de olsa kaynana benim adım. Tek kızın, tek evladın, bu günler geri gelmez bak. Gel dur yavrunun başında, bir şeye ihtiyacı olur sana daha rahat açar hacetini, bana sıkılır söylemeye belki kızcağız.” diyecekti. Hem de öyle doğal bir şekilde çıkacaktı ki bu sözler ağzından, sanki o an düşünmüş bunları, hesapsız, kitapsızca konuşuyor misali. Ama olmadı, olamazdı. Bu kadına bir gün olsun gönlünden geçeni olduğu gibi söylememişti. İki seneyi geçmiştir ki “Ah dünür, biz birbirimizle senli benli olsak ya, Pervin desen sen bana, atsan şu hanım lafını, ben de sana Eda desem misal. Konu komşu hep böyle konuşuyor dünürüyle.” demeyi planlıyordu. Cesaret edip de bir kez olsun diyemedi. Şimdi de devam ettiği ahşap boyama kursunu bahane ediyor, gebe kızını ihmal ediyordu da tek söz edemiyordu Pervin. Evet efendim, sepet efendim ile sürdürüyordu ilişkiyi. Teyzesi olsa nasıl da dümdüz söylerdi yüzüne karşı sözünü. Esirgenecek bir şey değildi insanın sözü ona göre. Öz neyse söz de oysa hele, gocunacak ne vardı? Kalbi garip bir sitem ve öfkeyle doldu. Teyzesinin dünürü yoktu tabii, hiç olmamıştı, ona göre hava hoştu. Hiç evlenmemişti. Kendi kuşağı için ne çılgınca, ezber bozan bir karardı bu kim bilir. “Çekemem koca kahrını, babamın evinde ağzımın tadı yerinde” dermiş. Öyle anlatırlardı hep. Teyzesi kocayıp çirkinleşmeden toplamıştı göçünü. Heybetiyle, görkemiyle hafızalara nakşolmuş o hâliyle de yer etmişti. Yaşlandı, ama hep güzeldi. Ellisinde bir kez yaşlandı. Saçları bir sene içinde hepten ağardı, bembeyaz oldu. Bir daha da ne gençleşir gibi oldu ne de ihtiyarladı. Suretinde zaman durdu sanki. Teyzesinin ölmeden önce gerçekleştirdiği ziyaretleri sırasında gördükleri hâline benzetmişlerdi onu en çok. Teyzem kocamamıştı ama orta yaş gibi de değildi diye düşündü. Benden ne kadar büyük duruyordur kim bilir, bizimkilerinki de laf diye düşündü. 

Bir Nefes Mola Dinlenme Tesisi’nin lavabosunun, yer yer su ve sabun lekeleriyle bezeli kirli aynasında kendisine büyük bir şaşkınlıkla, adeta irkilerek baktı Pervin. Bu kadına en son ne zaman dikkatle bakmıştı? Hatırlayamadı. Yüzünün haritasında gördükleri öyle tanıdık ve aşikardı ki eli büyük bir heyecanla ve korkuyla başörtüsüne gitti. İğneleri hızla çıkardı örtüsünden, çantasına batırdı. Kalbi hızla çarpıyordu, dili damağı kurumuştu, ah bir şişe suyu olsaydı keşke. Bonesi ve tokasını çıkardığında beklediği anonsun sesini duyuyordu, omuzlarına ise bembeyaz saçları şelale gibi dökülüyordu…

Kadın nihayet tuvaletten çıktı. Sevindi Pervin. Kendisini çok bitkin hissetmişti aniden. Otobüse doğru yürürken birinin koluna girmeye, iyi kötü birine dayanmaya ihtiyaç duyduğunu fark etti. 

Sayı: Sayı 13

Kategori: Öykü

Yazar: Şeyma Ergöktaş