Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Bir Endülüs Üçlemesi Gırnata

Sürgün’ün önümüzdeki dizisinin üçleme olacağını duyduğumda Endülüs’ün üç önemli şehri gözümde canlandı; Granada, Sevilla ve Cordoba. Nedense fonetik olarak daha hoş bulduğum şekliyle; Gırnata, İşbiliye ve Kurtuba. Her şehir mizacıyla, taşıdığı ruhla bir harfe denk düşüyordu sanki. Ne tevafuk ki tam da üç ay kalacağım bu güzel coğrafyada üç büyük şehri teneffüs etme fırsatı buluyorum. Akşamları Ulu Cami’ne çıkıp, güneşin Elhamra’nın kızıl taşları üzerinde batışını seyrederken bu toprakların ruhunu düşünüyorum. Yine öyle bir zamanda, beş yıl önce Endülüs’e ilk gelişimde İnsicam Dergi için kaleme aldığım “Endülüs’e Son(suz) Bakış” adlı yazı aklıma geldi. Gırnata’daki son günümüzdü, Elhamra Sarayı’nı seyre dalmıştım. Bu diyarlara muhtemelen tekrar gelemem diye düşünerek gördüklerimi zihnime kazımak istercesine uzun uzun bakmıştım. Son bakıştı zannımca, o son bakışın içinde nice sonsuzluklar barındırdığına olan inancımı diri tutarak nüfuz eden bir bakış. Nice sonsuzluklar diyorum çünkü Gırnata, Müslümanların son kalesi, inancın ışıdığı son tepe ve Moriskoların son yurduydu. Peki yedi yüzyıldan fazla İslam’ın nurunu taşıyan bu belde sahip olduğu ruhla sonsuzluklar taşımıyor muydu? Bir zamanlar Darülislam olan bu diyar, İslam’ın nefes verdiği şehirlerin Elif’i değil miydi? 

Kulun müstakim yolunu temsil eden Elif, duruşuyla, harflerin başlangıcı olmasıyla varoluşun ilk adımını simgeler. Gırnata ise bu varoluşun son bayraktarlığını yaparak bir tezat taşımaktadır. Yine de İslam, bu topraklarda tekrar dirilecekse Gırnata’nın bağrında çatlamaya hazır tohumlar sayesinde mümkün olacaktır. Zira Gırnata, Endülüs’ün o kavurucu sıcağını ab-ı hayata dönüştürebilecek, portakal ağaçlarını yeşerttiği gibi yeni bir medeniyet doğurabilecektir. Öyle ki, dolambaçlı dar sokakları, beyaz badanalı evleri ve her köşesinde Elhamra’nın farklı bir silüeti canlanan merdivenli yokuşlarıyla Albaicin, dokusunu hâlâ muhafaza edebilmiş bir Mağribi semtidir. Gırnata Ulu Camii’ne çıktığımız bu semtte Faslı, Filistinli, Suriyeli, Lübnanlı ve daha birçok farklı coğrafyadan satıcılar, restoranlar, kahveciler görebilirsiniz. Giyimleri, müzikleri ve davranışlarıyla bir Avrupa şehrinden oldukça farklılaşan bu semt sizi Gırnata Emirliği’ne götürüyor. Hiç ezan sesi duyamadığımız Endülüs’te dışarıdan çıplak sesle okunan ezanla birlikte tarihin unutulmuş sayfaları aralanıyor.

Endülüs tarihine baktığımızda ilk olarak 756 yılında başkenti Kurtuba olan Endülüs Emevi Devleti’nin kurulduğunu, Emevilerin yıkılışından sonra Murabıtlar ve Muvahhidler dönemlerini ve sonrasında Hristiyanların Kurtuba ve İşbiliye gibi büyük İslam şehirlerini ele geçirince, Endülüs’teki Müslümanların güneydeki dağlık bir bölgeye sığınmak zorunda kaldıklarını ve böylece 1238 yılında Gırnata Emirliği’nin kurulduğunu görmekteyiz. Tüm İslam şehirleri düştükten sonra tam 250 yıl boyunca ayakta kalmayı başarabilmiş bir şehir. Gırnata bir Elif gibi eğilmeden, Endülüs’ün ruhunu varlığında bir paye gibi taşımış ve onu muhafaza etmiştir. O ruhun izlerini bugün şehre hâkim olan mimaride, müzikte, dilde, her yerde hissedebiliyorsunuz. Dünyanın dört bir yanından ziyaretçi akınına uğrayan Elhamra’nın duvarlarında yazan “La Galibe İllallah” lafzı İslam’ın gösterdiği tüm hakikatleri bünyesinde toplamış ve dünyaya haykırıyor. Sarayda kullanılan renklerin de şehrin hatta Endülüs’ün geneline sirayet ettiğini söyleyebiliriz. Suyun kullanımı ve döneminin teknolojisinden çok ileride bir mühendislikle tasarlanan su kanalları bir yandan hayrete düşürürken diğer yandan doğumu ve doğum kadar tabii olanı hatırlatıyor. İnsanın sonsuz olmadığını, geriye bıraktıklarının dahi bir ömrü olduğunu ve lakin taşıdığı ruhun daim olacağını anlatıyor. O ruh ki İslam’ın ruhuyla yoğruldukça daim olmaktadır. Elif olmakla, diriliş neslinin amentüsü olmakla, maziyi hakkıyla muhafaza ederken yeni başlangıçlara ümitvar olmakla daim olmaktadır. İşte o vakit asırlardır hasret duyduğumuz medeniyet vücuda gelebilir.

Sayı: Sayı 19

Kategori: Deneme

Yazar: Firuze Yiğit Akburakcı