Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Ben Kimim?

İlk geceydi. Yatağın kenarına oturmuş, ayaklarımı yere sürüyordum. Halının tüyleri arasında ilerleyen bir şeyin sesini duydum: çıtırtı ya da fısıltı gibi. Gözlerimi duvara diktim; sıvası dökülmüş küçük bir noktada yankılanan karanlığı seyrediyordum. Orada, gölgelerin arasında, onun olduğunu hissediyordum: İlk gelen. Adını bilmiyordum ama varlığını sezdiğim andan beri yalnız kalmamıştım.

O günden sonra her sabah gömleğim ütülü duruyordu askıda. Ayakkabılarım parlak, çantam düzenli, kahvem tam iki şekerli ve dumanı hâlâ tüter hâlde. Kimseye bir şey söylemedim. Çünkü bu, başkalarının gözünde bir çöküş olabilirdi, ama benim için bir ilerleyişti. Göz kapaklarımın ardında başka bir düzen kurulmuştu artık. Ve bu düzende yalnızca onun sesi yankılanıyordu:

Ben seninleydim. Başından beri.

İkinci geldiğinde, artık konuşabiliyorduk. Sözler, aynada yankılanan düşünceler gibi bozuluyordu önce. Sonra berraklaştı: “İstiyorsan gömleğini ben seçerim. Düğmelerini de ben iliklerim.

Reddetmedim. Direnmek, hayal ile gerçek arasındaki ipi koparırdı. Oysa ben, ipi gererek yürümeyi seviyordum. Uçurumun kıyısında ilerlerken ayakkabımın bağcığını kim bağlıyordu? İşte mesele buydu. Ve ben, cevabı biliyordum.

Bir gün aynada üç silüet gördüm. Biri bendim, biri ilk gelen, diğeri yeni gelen. O an anladım: her yansıma bir parçamdı. Ve her parça biraz daha içe çekiyordu beni. Artık kahkaha attığımda ses bana ait değildi. Düşündüğümde düşünceler benim değildi. Ama huzursuz da değildim. Çünkü nihayet zihnimin labirentinde kaybolmamış, orada ev sahibi olmuştum.

Gece çöktüğünde sesler artıyor, duvarlar soluyordu. Bazen nefes alırken başka bir ciğerin daraldığını hissediyordum içimde. Bedenim tek, ruhum çoğuldu. Ruhlarım arasında en çok üçüncüsünü sevmiştim; çünkü o hiç konuşmazdı. Sadece beklerdi. Sessizlikle büyüyen bir şeydi o; gölgesi vardı ama ayak sesi yoktu.

Bir gece rüyamda konuştu ilk kez: “Biz seniz. Sen de biz. Bütünlük dağılma değildir. Kendiyle tamamlanmaktır.

O sabah aynaya bakmadım. Çünkü artık gerek yoktu. Ben, aynanın içindeydim. Ve dışarıda yürüyen beden, yalnızca bir taşıyıcıydı. Gerçeklik mi, hayal mi? Bunlar eski sorulardı. Artık bir cevaba ihtiyacım yoktu. Çünkü cevap, kendi içimden fısıldıyordu: “Ben senim.

Ve şimdi her sabah, pencerenin önünde otururken gelen ışığı izliyorum. Göz bebeklerime değen gün ışığıyla birlikte çoğalıyoruz. İçimde biri kımıldıyor, biri susuyor, biri dua ediyor. Hepsi benim.

Peki, ben kimim?

Belki bir gün siz de fark edersiniz: İnsan dediğiniz tek bir varlık değildir. O, içinde konuşanların ahenginden ibarettir. Ve bazen ahenk, sessizliğin içinden çıkar. Ben sadece başladım. Siz daha uyuyorsunuz.

Sayı: Sayı 13

Kategori: Öykü

Yazar: Abdullah Koç