Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Bebek Aşı

 

  • Bana benziyor, öyle değil mi?
  • Bakayım… Emin misin, sana benzediğine? Daha çok, bana benziyor gibi.

Bebek arabalarına tahammül edemezdi. Otobüste, tramvayda, minibüste bebek arabalarının haksız yer işgali… Evlat dediğin bağra basılır, kucakta gezdirilir. İlk bu zamanlarda öğretiyorlar çocuğa, ebeveyne sırt dönmeyi. Sonrası feryat figan…

Mahallenin Güllü gelini… İlk göz ağrısı kucağında… dantel tezgâhını açalı iki saat olmuş, pazar yeri insan kaynıyor; kalabalıktan faydalanan kocası, pazarcılara nohutlu pilav satıyordu. Dantel tezgâhının önünde duran her yaşlı kadın, önce Güllü gelini tebrik edip çocuk için vatan millet duaları ediyor, ardından da, yine aynı kadınlar, kırkı çıkmamış bebeği insan içine çıkardığından Güllü gelinin analık vazifesini sorguluyorlar.

Kırk günlük çocukların yüzüne bakılmaz, beraber uzun yola çıkılmaz nasihatleri, dakikasında, bebeği sevme iştiyakına yenilirdi. Pazarcıların tebriği, nohutlu pilav içindi. Tezgâhın başına gelen, doğum ikramı beleşe verilir umuduyla gelir, ağız yokladıktan sonra içlerinden ayıplayarak, gerisin geriye kendi tezgâhlarının başına geçerlerdi. Patlıcancının öğle sıcağında ettiği lakırdısı herkesin umudunu yenilemişti. “Doğan çocuğunun hayrına yok mu bir lokman?” narası seyyar nohut tezgâhının altındaki tüpü söndürmüş, pilavı soğutmuştu.  Zaten çocuğun hayrına satılmaz mıydı bunca pilav? Pilavlar satılacak, paralar toplanacak… bebeğe bez, süt alınacak… Yoksa kim çeker bu sıcağın bağrında ahşap el arabasını ittirmeyi? Bir hışımla Güllü Gelin’in yanına vardı. Pilav arabasına sabitlediği ayran termosunun iplerini çözdü ve buz gibi ayran deposunu dantel tezgâhının kıyısına bıraktı. Plastik tabak bölmesinden yüzlük peçeteleri çıkarıp pilav tezgâhında oluşan boşluğa yan yana dizerek bebeğin yatağını hazırladı. Çektiği besmeleyi herkese duyururcasına bebeği kucağına aldı. Serdiği yüzlük peçete yatağına bebeği yatırdı.

Madem çocuk bereketiyle gelir dünyaya, dağıtsın bakalım nohutlu pilavları pazarcılara…

Bebeğin tezgâhların ayağına gidişi, pazarcıların hayırlı olsun…mübarek olsun… muhabbetleriyle bebek görme ziyaret görevini aradan çıkartacaktı. İlk önce patlıcancının önünde durdu nohutlu pilav tezgâhı. İlk o göstermişti, bu yüzleşme cesaretini. Bol nohutlu pilav tabağını uzattı. Patlıcancının sarı tartarlı dişleri gözüktü. Teşekkür etmek olmazdı, bu vakitte; “Analı babalı büyüsün” demek en doğrusuydu. Göz ucuyla, yüzlük peçete yatağına baktı, gözleri daldı. Bebeğin yüzü ne de çok kendisine benziyordu. Sustu, söylemedi. Kaşığı pilava daldırıp en yağlı yerden yemeye başladı. İkinci kez kaşığı daldırmak ağır geldi.

Pilav tezgâhının tekerlekleri, kendi fasulye tezgâhında durunca pek keyiflendi Cemile Ana. Hem hasret kaldığı İstanbul’daki torunların kokusunu bu bebekle bastırmaya çalışacak hem de aç karnı bebek aşı ile doyacak, bugünün hasılatından zarar edilmeyecekti. Nohutlu pilavdan bir tabak kendisine uzatıldı. Önce bebeği koklamak istedi. Yüzlük peçete yatağına eğildi. Daha fazla yaklaşmadan belini doğrulttu. Pilav tabağını alıp fasulye tezgâhının başına geçti. Açlık ilk kaşıktaki pilavı yedirmişti de ikinci kaşıktan aldığı pilavı yutkunamamıştı. Daha kırkı bile çıkmamış bu bebek, nasıl oluyor da kendisine benziyordu? Sustu, söylemedi.

Nohutlu pilav tezgâhı boşaldı ama tüm pazarcıların karnı doymuştu. Bu sırada yumuşacık yatağında uyuyan bebek, annesinin tezgâhına geldiğini anlayınca mı bilinmez, uyandı ve acı acı ağlamaya başladı. Güllü Gelin, göğsüne aldı, emzirmeye başladı. Bebeğin bir içimlik açlığı, ikinci emmeyi kaldıramadı, bıraktı. Güllü Gelin ikinci kez bebeğin sütü istememesine ve yeniden huzurla uyuyuşuna sevindi. Göğsündeki son sütün de tükendiğinin farkındaydı; ama sustu, söylemedi.

Sayı: Sayı 13

Kategori: Öykü

Yazar: Reyhan Özsoy