Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Başlangıçta Her Şey Vardı

Gelin bir kez daha düşünelim zamansızlığı, mekânsızlığı ve hiçbir şeyin olmayışını. Kapatalım gözlerimizi var olan her şeye; etrafımız sessiz, zihnimiz telaşsız. İç huzurun verdiği dinginlik temizlesin idrakimizi. Kalbimiz ruhumuza yön verirken, başlangıcı başlatan tefekkür doğsun özümüzden.

Peki, soracak olursak eğer, bu hâl bir “boşluk” hâli midir ve öz denen şey nereden doğar? Cevap tabii ki “başlangıç”ta yatıyor; yokluktan varlığa geçiş gibi gözüken ama esasında “var”dan “varlık”a doğru uzanan bir yol. Çünkü başlangıçta her şey zaten vardı! Bu yüzden zaman ve mekân yükünü attık üzerimizden ve zihnimizi boşalttık dingin bir ruh hâliyle. Öyle ya, derin tefekkürü özümsemeden Elif’i okumanın karşılığı ya nice okumak olsa gerek. Hâliyle yolculuğumuzu fikir ile başlatıyoruz. 

Sistematik düşünmenin bir ürünüdür öncelikle fikir. Aklımıza aniden gelen bir düşünce değil hedefi ile yöntemi olan sorgulama faaliyetidir. Hâliyle amaçsız, rastgele ve gayrinizamî düşünmeyle fikir üretmek imkânsızdır. Fikrin fiil hâli tefekkür, böylece düşünsel yaratımın aktifliğini ifade etmektedir. Düşünsel yaratımın anlamlı bir karşılık bulabilmesi ise hakikati en doğru yoldan arama gayretiyle mümkündür. Evet, doğru değil dosdoğru yoldan yani en hakiki güzergâhtan bahsediyoruz. Herhangi bir şeyin “en”liği, başka bir şeyle kıyaslanamazlığını ifade ettiğinden, o şeyin ikili karşıtlıklara tabii tutulamayacağı da aşikârdır. Bu yüzden o şey tektir ve hiçbir şeyin karşıt dengi değildir. Dosdoğru yol, dengi olmayan erdem ve hakikat yolunda olmanın gereğidir ki yolda olmanın tarifi böylece Elif ile başlamaktadır. 

Elif, zamansız ve mekânsız var edişin zamana ve mekâna akışıdır. Harfin dümdüz çizgisi, göğün yeryüzüyle kurduğu bağdır, ilahi tezahürdür. Varlığı yaratan mevcudiyetin latif bir lütfudur. İçinde hiçbir zıtlığı ve karşıtlığı içermeyen teklik, varlığı için zıddına ihtiyaç duymayan özdür. Elif’in görevi de bu vasfı diğer harflere aktarmaktan başka nedir ki? Doğrular içinde en doğruyu arayan, aşırılıkları törpüleyen kutup yıldızıdır başlangıcın harfi. Onun tekliği ve doğruluğudur diğer harflerin yerini belirleyen. Söz veya kelam dediğimiz şey ruh ise onu şekle sokan kelimeler beden; bedeni canlandıran harfler ise can damarlarıdır. Hepsini kendinde toplayan Elif’e de kalp vazifesi düşmektedir. Her harfe, yönelmeleri gereken kelimeyi; her kelimeye de hayat vermeleri gereken kelamı göstermektedir. Böylece kelam, bir düzen içerisinde gelişen ifade hâline dönüşerek tefekkürün lâfzî tezahürü olmaktadır. Tefekkür eden kişi, düşünme ve anlama eylemiyle zihninde var ettiğini kelamıyla yaratır, düşünsel formu cisimleştirir. Bu denklemde insan zihniyse, adeta boşluğu andırır. 

Dışarı yansıyan bir cisimleşme veya iletişimsel bir etki oluşmadığı için yokluğun hüküm sürdüğü belirsiz ve tanımlanamayan bölgedir. Hâlbuki tefekkür, insan zihninin var oluş fiilidir; boşluk kabul etmez.

Başlangıcı anlama yolculuğumuza, boşluğu ve hiçbir şeyin olmayışını düşünerek başlamıştık. Peki boşluk-yokluk ikilisinin bir gerçekliği var mıdır yoksa biz mi var olmasını istemediğimiz şeylerin yokluğunda ısrar ediyoruz? Hiçlikten hiçin çıkacağını bildiğimiz bugünlerde, ikinci ihtimal daha muhtemel geliyor şahsen. Her şeyden önce boşluk, hiçbir şeyin bulunmayışıdır. Fakat bu durumda ciddi bir anlamsızlıkla karşı karşıyayız demektir. Nitekim “hiçbir şey”, ne teorik ne pratik bir anlam sağlayabilir. Dolayısıyla bizim tahayyül ettiğimiz boşluk ve yokluk, aslında mecburi mevcudiyeti keşif amacıyladır. İlk mevcut var olmadan, henüz var olmamış diğer şeylerin ne yokluğu ne de meydana gelişi anlaşılabilecektir. Zaman, mekân, nesne veya başka herhangi bir şeyin yokluğu, kendilerini var eden yanılmaz tefekkürün mevcudiyeti hâlinde mümkündür. Bu tefekkür öyle bir düşünmedir ki her şeyin başlangıçta zaten içinde yer aldığı yaratımdır. Varlığın kendisi bu tefekkürden doğduysa, sonsuz zihnin sahibi de hiçbir şeye muhtaç değildir bu yüzden nefsanî olarak arzulamaz ve O’ndan hiçbir şey kaybolmaz ya da eksilmez. Eksiklik hissinden doğan nefsanî arzusu olmayanın kötülük barındırması da mantıklı değildir. Nihayetinde geriye aslolan iyilik kalacak ve her şeyin başlangıcı sadece iyilik üzere olacaktır. 

Tefekkür yolculuğumuzu özetleyebiliriz artık: Elif’in taşıdığı hakikat, insanın iyiliğin nihai zirvesine ulaşma yolculuğuna iradi başlangıcıdır. Aklın iyiliğe duyduğu ünsiyet, yolun başlangıç ve güzergâhının dosdoğruluğunu tayin etmek suretiyle “insan” oluşu ortaya koymaktadır. Aradaki bağ zayıfladıkça, insan aklı da iyiliğin özünü yitirme tehlikesine düşmektedir. Bu ikazı dümdüz durarak bizlere veren Elif, karşıt dengi olmayan mutlak iradeye yine O’nun yolundan ulaşabileceğini dile getirmektedir. Yukarıdan aşağı çekilen tek bir çizginin taşıdığı anlam satırlara sığmasa da kelimeleri var eden kalbin saf tefekkürü onu fazlasıyla anlamlandıracaktır. Evet, artık gözlerimizi açıp, var olan dosdoğru yola Elif ile adım atabiliriz.    

Sayı: Sayı 19

Kategori: Deneme

Yazar: Ömer Baha Yiğit