Sürgün Dergisi'ne destek olmak ister misin?

Evet

Sürgün Dergisi Logo

Aynalar Arasında

İnsan, aynalar arasında bir sır gibi yaşar; hem geçmişini yansıtır, hem geleceğini. Ne tam geride bıraktıklarına aittir, ne de erişemediği yarınlara. Bir köprünün ortasında durur gibi… Sessiz, yorgun ve düşünceli. Her baktığında aynalara, ya hatıralar konuşur yahut hayaller fısıldar. O ise aynaların ortasında susar. Aynaya bakan göz, aslında içe döner; çünkü dıştaki suret, içteki hakikati gizler. Ve hakikat, ne yüzdedir ne zamanda… Belki de Allah’a duyulan o derin sevginin, kalpte yankı bulan sessiz çırpınışıdır.

Geçmiş, solgun bir aynadır; izi silinmiş harfler gibi konuşur insana. Bir kelime, bir resim, bir ezgi… Hepsi, bir zamanlar dokunulmuş bir kalbin kıyısında yankılanır. İnsan, her hatırlayışta ya bir dua döker ya da içten içe tövbe eder. Çünkü geçmiş, sadece yaşanmışlık değil, arınmamışlık da barındırır. Ayna, yalnızca göstermez; hatırlatır. Ve insan her aynaya bakışta ya bir günahın izini ya da bir nasihatin izini taşır gözlerinde. Kalbi uyanıksa, geçmişten dökülen her gölge bir öğüt olur ona. Ve bazen en büyük arınma, geçmişin kırık aynasında yüzleşerek başlar.

Gelecek ise berrak gibi görünen ama içinde bin türlü sır saklayan bir aynadır. İnsan, o aynaya umutla da bakabilir, korkuyla da… Tasavvufun lisanında gelecek, Allah’a teslimiyetle örtülüdür. Yarını bilmezsin, çünkü asıl maksat bugünü arındırmaktır. Yarına temiz bir kalp götürebilmek için, bugünün aynasında nefsin buğusunu silmek gerekir. Zira neyle bakarsan, onu görürsün; neyle yaşarsan, o yansır. Ayna seni değil, sende olanı yansıtır. Ve kalp, o aynaların en safı olursa, orada yalnızca sen değil, seni Yaratan görünür. O zaman insan, aynanın karşısında kendine değil, Rabbine yönelmiş olur. İşte o yöneliş, en büyük vuslattır.

Fakat hayat, sadece yansımalardan ibaret değildir. Bazen aynalar kırılır. Bir söz, bir kayıp, bir düş kırıklığı… İnsanın içinde yıllarca ördüğü aynayı paramparça eder. O an, sadece cam değil, kimlik de dağılır. Kırık aynalar, insanın en çıplak hâliyle kendine bakmak zorunda kaldığı anlardır. Her parça, geçmişten bir iz, gelecekten bir soru taşır. Ve insan, o kırıkların ortasında ya dağılır ya da yeniden kurulur.

Bazıları bu kırıklardan kaçar, görmemeyi seçer. Oysa hakikatin ilk anahtarı, gözlerini kaçırmadan bakabilmektir. Aynayı kıran anlar, bazen ilahi bir lütuftur; çünkü o an, insana kendi zayıflığını, faniliğini ve muhtaçlığını öğretir. Ve insan, o kırık camların arasında eğildikçe değil, secdeye yaklaştıkça yükselir.

Dış dünyadaki aynalar sureti gösterir; ama insanın içinde öyle bir ayna vardır ki, ona bakabilmek cesaret ister. Kalbin aynası, neyle doluysa onu yansıtır. Kibirle bakan, yalnızca gölgesini görür; tevazuyla bakan, hakikati. Bu ayna, dünya kiriyle buğulandıkça, insan kendini unutur. Kalbin aynası ancak sadakatle, sabırla ve ilahi aşkla parlatılır. O ayna berraklaştıkça, insan kendine değil, kendini var eden sırra yaklaşır.

Bazen en çok şey, sessizlikte söylenir. Suskunluk, yalnızca kelimelerin eksikliği değil; gönlün konuşmaya hazırlanışıdır. Konuşmak, çoğu zaman anlatır; ama susmak, çoğu zaman anlar. Suskunluk, tefekkürün eşiğidir. İnsan sustukça, iç sesi yükselir; kalp aynası daha derin yansımalar sunar. Sessizlikte, nefsin gürültüsü diner; kalbin fısıltısı duyulur. O fısıltı, çoğu zaman bir davettir: Kendine dön, Yaradan’a yönel.

Aynaya bakan kişi, yüzünü değil özünü görmeye başlarsa, orada artık benlik değil, teslimiyet yansır. Benliğin çözülmesi, aynadaki suretin silinmesiyle başlar. Ve her silinen suret, ilahi surete yer açar. Bu yüzden gerçek vuslat, bir aynaya değil, bir hakikate bakışla mümkündür. İnsan aynaya bakarken, kendi gölgesini değil, Rabbin nurunu görebiliyorsa; işte o zaman aynalar perde olmaktan çıkar, pencere olur. O vakit, aynaya bakan göz değil, kalptir; gören, beden değil, ruhtur.

Ve ben, bu aynaların arasında münzevi bir yolcuyum. Kalabalıkların içinde yalnız, sevdiklerime sessiz dualar kadar yakın… Sevilmemenin yükünü, sevmekle hafifletmeye çalışan bir kalp taşıyorum. Kalbimi kimseler duymasa da, Rabbim duysun diye yaşıyorum. Çünkü bilirim ki bazen en kıymetli sevgiler, karşılıksız olanlardır; zira o sevgiler, Allah’a emanet edilmiş olandır. Her aynaya baktığımda, içimde yankılanan suskunluğun Rabbime yükselen bir niyaz olduğunu hissederim.

Dünya, göze değil kalbe hitap ettiğinde güzelleşir. Ben yüzlere değil, niyetlere bakmaya talibim. Ve bu yolda; kimse anlamasa da, anlaşılmayı değil, arınmayı isterim. Her geri çekilişimde kalabalıktan biraz daha yaklaşırım secdeye. Çünkü bilirim: Sevilmemenin hüznü bile bir arınmadır, bir imtihandır belki. Rabbim şahidim olsun ki, suskunluğum bir kırgınlık değil; bir teslimiyet, bir bekleyiştir… Belki bir gün, aynaya baktığımda yalnız kendimi değil, sevgimin kabul edildiğini de görürüm. Olmazsa da razıyım; zira ben, sevgimi Allah’a duyurmuş bir kalbim.

İnsan, geçmişin gölgeleri ve geleceğin sessizliği arasında bir köprüde durur. Ne yalnızca hatıralardan ibarettir, ne de sadece umutlardan… O, kalbiyle aynaları temizleyen, her bakışta kendini aşındıran, her susuşta biraz daha yaklaşan bir yolcudur. Aynalar çoğalabilir; fakat hakikat birdir. Ve o hakikat, insanın Rabbine duyduğu sevgide saklıdır.

Susarak, arınarak, severek… Aynalar arasında bir ömür böyle geçer.

Sayı: Sayı 13

Kategori: Deneme

Yazar: Muhammed Alperen Varol